Dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.08.2016

Marx Geri Döndü

Zaman akıp geçse de emek sömürüsü katlanarak devam etmekte. Meslekler gelişmiş ve değişmiş  olsa da ölmeyen meslek yalakalık. Peki dayanışma? Dayanışma daha yok denecek kadar az. İnsanlar korkuyorlar ve çocuklarına korkularını miras bırakacaklar. Arada bir kaç deli çıkarsa o kadar.

Serbest piyasa sonucu tekelleşme, insanların arasına sınırlar çiziyor. Krizlerle boğuşan kapitalizm, savaşlarla ve sömürü düzeni ile beslenirken, 133 yıl önce ölmüş Marx'ın hayaleti dik bir şekilde karşılarına çıkıyor.

 Arjantin'de yayınlanan bir mini dizide Marx geri döndü. Komünist Manifesto'yu temel alan dizinin son bölümünde ise aynı zamanda yaşamış olmasalar da  Marx'ın geri döndüğü yetmezmiş gibi Troçki ile karşılaşıyor..

You tube'da bir playlist hazırladım. buradan izleyebilirsiniz.


15 Temmuz akşamı olanlar hakkında düşündüklerimi yazmıştım. Burada yazacaklarım 15 temmuzdan sonra olanlar hakkında...

Koca koca insanlar kandırıldık dediler de bir de çıkıp, beyniniz yok mu? Düşünemiyor musunuz? diyemedi ya da ben tam gündemi takip edemedim. Muhakeme yeteneğin yoksa, düşünemiyor isen orada ne işin var? diye de sormadı.

Dünya adaletsiz olduğunu bilirdim de bu kadar mı adaletsiz olur. Saraylarda sağlanan adalet yeni bir kaçak saray yapılmışken ne kadar etkili olur. Zaten sözde darbe girişimini, Tek adamlığın ve kaçak sarayın meşrulaşması ve giderek polis devleti haline gelmek  olarak görüyorum. Yoksa beraber yürüdükleri yollarda çıkarları neydi? Neden onlarla yürüdüler? Halk olmadığı kesin. Halk umurlarında olsaydı, dört aydır maaşlarını alamayan demir işçileri yürüyüş yaparken, asgari ücretin iki katı maaş alan ve maaşları bu ülkede yaşayan insanların verdiği vergiden düzenli olarak ödenen  polislerin, işçilerin üzerilerine toma ile su sıkması kadar adaletsiz bir ülke olmazdık...

...

Ergenekon ayağına hesaplaşılan insanlara pardon dediler de geç gelen adalet, adalet midir? Balyoz davasında intihar eden Ali Tatar ne olacak?  Kalemşörleri, intiharı hakkında bile alçakça yazılar yazarken... Şimdi kandırıldılar, oh ne güzel hayat, kandırılınca bak hayat daha da rahat. Balyoz mağdurlarına da yaparsın bir iade-i itibar her şey hallolur. Dava sürecinde hayatını kaybedenleri de şehit sayacaklar. Oh mis demek mi lazım olanlara? Geçmişi unutmamak gerekir, unutunca aynıları tekrar yaşanır, öküz gibi aynı vagonları izlemeye gerek yok. Öküz olma, birey ol! Unutma!

Politik olmamak da politik bir karasa, politik olurum. Bazen rengini belli etmek iyidir.
  
Share:

13.05.2016

İlkler Yazısı, Dünyadan ve Türkiye'den İlkler

Dünyadan ilkler:

"Le cabines des modes" adıyla, ilk moda dergisi 1785  yılında Paris'te yayınlanmaya başladı. Derginin yayın politikası, okurların modayı takip etmesi ve öğrenmesi için komisyonculara avuç dolusu para kaptırmalarını önlemek ve bu konuda eğitmek olarak saptandı.

İngiliz Aphha Behn, casus olarak Hollanda'ya gönderildi. Yazarlığa, yaptığı iş karşılığında para alamayıpi hapse girince başladı. İlk öykülerini 1687'de "Şanssız Gelin", "Esrarengiz Güzel", "Üzücü Yanlışlık" ve "Dilsiz Bakire" isimleriyle yayınladı. 1683 yılında "Siyah Leydi'nin Serüveni" ismiyle ilk romanını yazdı, ölümünden sekiz yıl sonra 1697'de kitabı basıldı. 1670 -1687 yılları arasında 19 oyun yazdı. 1683-1688 yılları arasında 11 roman, 5  ciltlik çeviri ve " Bir Asilzade ile Kızkardeşi Arasındaki Sevgi Dolu Mektuplar" isimli deneme ile çok sayıda şiiri hayatına sığdıran Behn'in en başarılı romanlarından biri "Oroonoko (Soylu Köle)" kitabıdır. Aphra Behn ilk profesyonel kadın yazar olarak bilinir.

Dünyadaki ilk "antiemperyalist" mücadele olan kurtuluş savaşını gerçekleştiren M.Kemal'dir. Evet “Anadolu direnişi”, ilk olarak toprağı işgal edilen, hanımına, kızına tecavüz edilen Türk halkı tarafından başlatılmıştır. Ancak bu direnişin bir bağımsızlık hareketi haline gelmesi, yani “Kurtuluş Savaşı” niteliğine bürünmesini sağlayan bizzat Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Aleksandra Kollontay, 8 Ekim1917 günü, Lenin tarafından kurulan bolşevik hükümetin Sosyal İşler Bakanlığı'na getirildi. Aristokrat bir aileden gelmesine rağmen 1899'da sosyalist öğretiyi benimseyerek, sınıfını ve ailesini reddetti. Uzun yıllarını sürgünde geçirdi. Şubat devriminden sonra bakan(halk komiseri) olarak görev yaptığı altı ayda; hastanelerden çocuk yuvalarına, pansiyonlardan kadınların eğitimine, oyun kağıdı üreten fabrikaların yönetimine kadar sorumluydu. Ayrıca dinsel eğtimin ortadan kaldırılması, kız okullarında öğrencilerin yönetime katılmasını sağlamak, doktorları ulusal sağlık servisini hizmete açmak için organize etmeye çalışmıştır. Ona göre yaptığı en önemli hizmet, Ocak 1918'de Anne Çocuk Sağlık Merkezini kurmasıydı. Hükümetin izlediği politikaları benimsemediği için aynı yılın Mart ayında istifa etti. Kısa zamanda parti içinde etkinlik sağlamaya başlayınca, Norveç'teki Rus delegasyonuna atandı. Sonra Norveç'te Rus Büyükelçisi oldu. Hem dünyanın ilk kadın bakanı hem de dünyanın ilk kadın büyükelçisi olarak tarihe geçti.

Bizden İlkler

Cevat Paşa ilk Adalet Bakanı(Adliye Nazırı) olarak 6 Mart 1868 günü görevine başladı. Adliye teşkilatının başı ve sorumlusu olarak görev yaptı.

İlk kez nüfus cüzdanı uygulamasına  1863-64 yıllarında yapılan sayımdan sonra geçildi. "Osmanlı Tezkiresi" denilen bu nüfus cüzdanlarının çizgili, düz bir kâğıt belge niteliğinde birer pusula oldukları tarihçi Lütfi Efendi tarafından yazılmıştır. Cumhuriyet'in ilanından sonra 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımından sonra yurttaşa nüfus cüzdanı verildi.

Yurdumuzda ilk Bahar Bayramı 1921 yılında kutlandı. İlk kutlama bir işçi bayramı niteliğindeydi. 27 Mayıs 1935 günü çıkarılan, 2739 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller hakkındaki yasa ile 1 Mayıs gününün "Bahar Bayramı" olarak kutlanması kesinleşti. 1980 askeri darbesinden sonra çıkarılan yasa ile 1 Mayıs'ın resmi bayram olarak kutlanması kaldırıldı.

Pazar tatiline ilk kez 29 Mayıs 1935 tarihinde yürürlüğe giren yasa ile başlandı. Bu yasadan önce, tatil günü cuma idi.

Türkiye'de ilk opera eseri; Ahmet Adnan Saygun'un "Özsoy" isimli opera denemesidir. İlk kez 1928 yılında, İran Şahı Pehlevi'nin Türkiye'ye gelişi onuruna temsil edildi. İlk operamızda, başoyuncu dramatik soprano Semiha Berksoy idi. Aynı zamanda Semiha Berksoy,  ilk Türk kadın opera sanatçısıdır. Opera tekniklerini gerçek anlamda uygulandığı opera da Ahmet Adnan Saygun'un bestelediği "Kerem"dir. İlk kez Ankara'da 22 Mart 1953 günü sahnelenmiştir.
Share:

11.07.2015

20.yy'da Avrupa'nın ortasında bir katliam: Srebrenitsa

1995 yılında 4 yaşlarında küçücük bir çocuktum. Henüz savaşın ne olduğunu da bilmiyordum. Önüme de kağıt ve kalem bıraktıklarında benden mutlusu da olamazdı. Küçükken ne kadar çabuk mutlu olabiliyordum. Şimdi de küçük şeylerden mutlu olabiliyorum ama insan büyüdüğünde çocukken içinde sürekli olan o kelimelerle ifade etmekte zorlandığım mutluluğu kaybettiğimin farkındayım.. Büyümek çok boktan... En azından benim için öyle. Öğrenmeye başladığında geçmişi, tarihi bir şeyleri anlamaya başlıyorsun. Öyle ders kitaplarını ya da okulu demiyorum. Ders kitaplarındaki özetleri de geçiyorum. Çünkü okullarda tarih karşılaştırmalı olarak verilmiyor ve aldığımız bilgi yarım oluyor. Karşılaştırmalı olarak tarih okumaya başladığında ilk öğrendiğin şey; "savaşın kazananı olmaz"  sözünü destekliyor. Genel olarak dünya tarihinin savaş, kan, gözyaşı ve katliamlar yazdığını görüyorsun. Barış'ı ararken bulduğun tek şey Savaşlarda maddi ve manevi olarak tükenmek üzere olan tarafların, savaşa katılmayan ülkelerin birinin hakemliğinde imzaladıkları anlaşmalarla onayladıkları mola olarak tarif edebilirim.


Okuduğum kadarıyla Srebrenitsa'ya savaş diyemiyorum. Yugoslavya iç savaşından sonra Yugoslavya!nın dağılmasıyla devam eden süreç sonunda aynı topraklarda kurulan devletlere ( Bosna-Hersek, Hırvatistan, Slovenya ,Makedonya, Sırbistan, Karadağ ,Kosova) yerini bıraktı. Hemen akabinde üç yıldan fazla süren Bosna savaşı patlak verdi, savaşın sonlarına doğru ise Srebrenitsa katliamı gerçekleşti. Srebrenitsa farklı hemen değineyim. Birleşmiş Milletler Srebrenitsa'yı güvenli bölge ilan edip, bölgeye dört yüz silahlı Hollanda barış gücü sevk etti. Boşnakların silahları toplandı. Bu silahlı barış gücünün varlığı Boşnaklardan çok Sırplara yaradı. Barış gücü gelmese belki Boşnakların ellerindeki silahlar toplanmayacak ve Sırplara karşı kendilerini savunabilme şansları olacaktı. Birleşmiş Milletlerin yaptığı ise koyun sürüsünün içinden çoban köpeklerini çekip, kutlları ve çakalları sürünün içine salmaktan başka bir şey değil. Bosna da ki barış gücü komutanı,.Hollandalı generalden aldığı emir doğrultusunda askerleri ile birlikte bölgeyi ter etti. Şehrin güvenliğinden sorumlu olan Silahlı Hollanda barış gücü şehri içindeki yirmi-beş-bin kişile Sırplara teslim etti. Daha sonra Sırp generalin Hollandalı komutuna hediye verdiği görüntü ortaya çıktı. Bir hafta süren katliam, İkinci dünya savaşından sonra insanlığa yapılan en büyük suç olarak tarih kan ve gözyaşı yazan sayfalarında yerini aldı Lahey Adalet Divanı bir hafta süren katliamın "soykırım" olduğunu kabul etti. Ancak Sırbistan'ı soykırımdan sorumlu tutulamayacağına karar verdi.



Şimdi Srebrenitsa hakkında düşündüklerimi yazıyorum kısa bir şekilde. 

Önceden hazırlıkları yapılmış tiyatro oyunu gibi bir kıyım.Hem de yirminci yüzyıl avrupasının ortasında hem de avrupa devletlerinin, hatta dünyanın seyirci kaldığı ,belkide bazılarının oyun bittiğinde ayağı kalkıp, önlerini ilikleyip alkışladığı bir oyun olduğunu düşünüyorum. İlkelerim gereği, Nato ve Birleşmiş Milletler gibi örgütlere güçlü devletlerin (Abd de olabilir, Rusya da Çin de Türkiye bile yayılmacılık politikası uygulayıp bir yerleri sömürse Türkiye'ye de karşı olurum.) yayılmacılığı  ile birlikte karşıyım. Birleşmiş Milletler, Nato küresel güçler dünya üzerindeki savaşları, terörü, açlığı sonlandırabilir. Eğer bugün hala terör açlık, savaş varsa bunun nedeni Birleşmiş Milletler ve Nato'nun kendi çıkarlarını düşünen küresel ve sömürgeci terör örgütü olduğunu gösterir. Eğer öyle olmasa Amerika petrol ve değerli madenlerin olduğu yere demokrasi götürmezdi. Ya da bu gün Afrika halkları dünya üzerindeki neredeyse bütün altın madenlerinin üstünde yaşarken açlıktan ölmezdi.

Şunu unutmayalım ki Einstein'ın dediği gibi "Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; kötülük yapanlar yüzünden de değil dünyayı kötü yapan şeyin nedeni. Durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden dünya kötü bir yer." Bir de Srebrenitsa'da ki gibi vahşetin çığlıklarını duymayan insanlar yüzünden.
...

İnsan olmanın gereği yeryüzündeki tüm canlılara yapılan zulme ve haksızlığa ses çıkarmayı gerektirir, yalnız olsan bile..
Srebrenitsa'yı unutmadık! 




Share:

1.07.2015

Kapitalizm kendini anlatıyor.


Benim silahlarımdan biri dindir. Dinleri ve din adamlarını çıkarlarım doğrultusunda ayarladım. Tanrıyı modifiye edip, kurtarıcıların üstünde de rötuşarda bulundum. Kölelerime bunun doğru olduğunu buna iman etmelerini söyledim, televizyonlarda beyinlerini yıkayarak. Öldüklerinde cennet vaat ettim huriler ile birlikte. onlara burada  cehennemi yaşattım. Onlar çalıştı, ben zenginleştim güçlendim. onları ise çalışarak fakirleşmelerini sağladım. Din ile onları kontrolümde tuttum, sorgulamalarını engelledim.

Ben dünyadaki kaynaklarının yüzde seksenini dünya nüfusunun yüzde yirmisine verirken, kaynakların yüzde yirmisini de dünya nüfusunun yüzde seksenine bıraktım. Sizinle de tanıştığıma memnun oldum, en yeni kölelelerimden birisin, çalışarak özgürleşebilirsin. Afrika'nın zenginliğine el koydum. Dünya üzerindeki altın rezervlerinin yüzde doksanı Afrika'da iken sadece dört tane Afrikalı milyarder yarattım ve Afrikayı açlığa terk ettim.

Öyle kötüyüm ki zayıf ülkelere hastalık satar, utanmam bir de tedavisini iki, üç beş katına satarım. Dünyada altı yüz milyondan fazla obez ve sayısı bir buçuk milyarı geçen aç insan olmasını sağladım. çok yaşayayım.


Bir aralar Marx diye bir vardı, Karl Marx bu adam taktı bana Engels ile birlikte. Bunlar utanmazlar, benim hakkımda dedikodu yaparlardı. Marx benim için "gölgesini satamadığı ağacı keser" demiş. Öyle tabi artık 2000'li yıllardayız gölgesini satamadığım ağacı avm yaparım. Bu marx'ın bir de damadı vardı Paul, Paul Lafargue o da tembellik hakkı diye kitap yazdı, ben özgürleşmek için çalışın derken o "Çalışma her türlü entelektüel yozlaşmanın, organik deformasyonun nedenidir...Çağımızın çalışma yüzyılı olduğu söyleniyor; aslında acının, sefaletin ve çürümenin yüzyılı." diyerek kölelerimin aklını çelmeye çalıştı ama ben en güçlüyüm. Başka düzene izin vermem ekim devrimiyle kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğini ben yıktım. Yüz yıl yaşamasına bile izin vermedim.


Hepinizi bağımlı yaptım. Sizleri zavallı, acınası tüketim bağımlıları haline getirdim. Öyle ki yeni çıkacak bir iphone alabilmek için böbreğinizi bile satarsınız. Babanız ölüm döşeğindeyken babanız için üzüleceğinize, miras yüzünden birbiriniz ile kavga etmenizi sağladım ve bunu keyifle izledim.

Ben sizi özgür bırakmam, düşüncelerinize sansür uygularım, sansürü delerseniz, en sonunda kendi ellerinizle kurduğunuz devletin güvenlik güçleri tarafından öldürürüm. Sizi devlete ödediğiniz vergilerle alınan silah ve cephane ile öldürürüm.

Benden kötüsünün olmadığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ben parayı severim. O dünyaya sahip olmak için kan döker, savaşır, sömürür yapamayacağı şey yoktur onun. O emperyalizm.
Share:

23.06.2015

Özgür Ruh

Ülke olarak belki özgür olmayabiliriz. Bunun çok kötü bir durum olduğunun farkında olan, ruhu özgür insanların var olduğunu da biliyorum. Bağımsız olduğumuzu savunabilecek çok az kişi vardır. Bunları neden yazıyorum onu da bilmiyorum.

"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir" diyen Mustafa Kemal'in kurduğu Cumuhuriyet'ten eser kalmadı. Bir kere Laik değiliz. Bu on üç yıllık bir süreçte değildi üstelik. Seksen darbesinden bu yana. Bir elde kuran, bir elde bayrak belki de laikliği bitiren darbedir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın olduğu bir ülke'ye de laik demek aptallık olur. Düşünmek lazım bunları...

Laiklik bitti de bağımsızlık kalır mı? En ucuz şeyin insan hayatı olduğu yıllardır değişmedi güzel ülkem Türkiye'de. Kore'ye, savaşa asker yollamış bir neslin torunlarıyız. Bundan utanmamız gerek. Yakın tarihimizle yüzleşmek gerek. Yüzleşmediğimiz zaman aynı hataları tekrar tekrar yaparız. Nato'ya girmenin bedelini de Kore'de fazlasıyla ödedik. Tarih de dönemi, o dönemin şartlarına göre değerlendirmek esastır. Nato'ya girmek o dönem için gereklilik diyenler olabilir. 1952 yılında 12 ülkenin imzasıyla Nato'ya girdik. Nato bize girdi desek daha doğru olur. 1954 yılından itibaren Amerika'nın Nato çatısı altında Türkiye sınırları içinde üs kurmasına, asker bulundurmasına izin verilmiştir. 1960 yıllarda bu üslerin sayısı 100'ü geçmiştir. 1922 yılında Kurtuluş Savaşı ile kovduğumuz emperyalizm, Türkiye'yi yeniden sarmıştır. Kanımızla kazandığımız özgürlüğümüzü, imzalarla kaybettiğimizin kanıtıdır.

Neyin özgürlüğünden bahsediyorum ki ben. Vatan toprakları, Amerika ve Nato işgali altındayken neyin özgürlüğü.  Tek parti döneminde aynı insanlar tarafından yönetildik ama çok partili siyasi hayatın en boktan tarafı da hep aynı insanlar tarafından yönetilmemiz olmalı. Fikret Kızılok'un "Süleyman hep başbakan" diye şarkı yapması boşuna değil. Çok partili siyasi dönemde hep aynı zihniyet tarafından yönetildik. İnsandan çok paraya değer verenler tarafından.

Bu kadar yazdım. Özgür olduğumuz şeylerde var. Kartopu oynarken ölme özgürlüğü başka ülkelerde yok. Devlete rağmen parklarını, yeşilini korurken ölme hürriyeti belki de hiç bir ülkede yoktur. HES'leri protesto ederken mapus damlarına düşme de bir hürriyet değil mi?. Laik, Bilimsel, Parasız eğitim isterken darp edilip tutuklanmak da bir çeşit hürriyet. Öldürülmekte eşitiz, özgürüz.

Bence düzeni değiştirmek lazım. Saltanata son vermek esas olmalı. akp,chp,mhp,hdp al birini vur ötekine. Hepsi aynı yolun yolcusu. Chp'de zaten 81-92 arası kapalı kaldı. Açıldıktan sonra da başarılı olamadı. Chp'ye sol dersen meclis dışındaki sol partilere hakaret etmiş olurum. Chp şuan da bana göre çıkarcı bir parti oy arttırmak için kırmızı çizgilerini beyaza boyayabilir. Tek sloganı da "oylar bölünmesin" oldu. Oylar bölünmesin diyerek koltuklarından kalkmadılar...

Ne diyebilirim ki daha. 
Yaşasın düzen dışı sol.

Tutsak bir ülke olsak da ruhu özgür olan çokça insan olduğunu bilmek umut verici doğrusu. 
Bu şarkıda tüm özgür ruhlu dostlara gelsin...

Ölünce parçalanmaz ki 
Bendeki özgür ruh 


Share:

3.06.2015

Dünya tersine dönse nasıl olurdu?

Akşam rastgele rastladığım bir kaç resmi paylaşmak istedim. Böyle ilginç ve anlamlı resimleri paylaşmayı seviyorum. Daha önce de"Modern kültürün eleştirisi" ve "Iranlı Bir Karikatüristin Çalışmaları" adı altında birkaç resim paylaşmıştım. Google'a "¡Si el mundo fuera al revés en algunas cosas!" yazdığınızda gelen, yabancı sanatçıların çalışmaları...  
Dünya tersine dönse nasıl olurdu? 
























Share:

2.06.2015

Saçmalama

Anlamıyorum... Düşünüyorum, anlam veremiyorum. Herkes çok çalışkan, çalışıyorlar... Ben tembel miyim? Tembel olmak kötü mü? İnsanlar karınlarını doyurmak için çalışmıyor mu? Hem de istemedikleri işlerde hem de onlarca saat hem de işlerini kaybetme korkusuyla birlikte çalışarak...

Sistemle ilgili ciddi sorunlarım var, sistemin de benimle sorunları var. Duygularımız karşılıklı yani platonik değilim. Sistem beni, ben de sistemi istemiyorum. Sadece para için çalışmak mantıksız geliyor. Çünkü ömrümüzü kendimiz yerine işlerimize veriyoruz. Eğer çalışıyorsam bana yorgunluk verdiği gibi para dışın da artı değerler de sunmalı yoksa yani çalıştığımız yerle birlikte bizde gelişmeliyiz. Biz aynı kalıp çalıştığımız yer gelişirse hem manevi hem de maddi sömürülmüş oluyoruz. Hizmet sektörün de çalışanız diyelim. Hizmet sektöründe çalışanların bir çoğu hafte sonu izin yapamıyor. Sadece hafta içi bir gün izn günü var. Oysa hizmet sektöründe ki çoğu işletme, iş görüşmelerinde sosyal haklarınız var diyor. Sosyal haklar vardır da sosyalleşme hakkı bariz yok. Mesela AVM'ler 08 -17, 10 - 22, 13 - 22 gibi vardiya saatleriyle çalışıyor. Hafta sonu izin yok, sosyal haklar var ama. Asgari ücrette de maaş + yol + ssk Zaman da o kadar bol tiyatro, konser istediğine git. Onlarca saat çalışıp yorulduktan sonra kim gider konsere kitap okuyacak halin kalmıyor. Bunları neden yazıyorum? Bilmiyorum. Belki de kişisel direnişimdir.

Çalışma saatleri iyileştirilmeli. Mesela beş saat olsa. İnsanlar kendilerine zaman ayırsa, kültür-sanat faaliyetleriyle ilgilense yani çalışmak sadece para kazanmak değildir. Belki biri beş saat çalıştıktan sonra, arta kalan zamanında şiddet gören kadınlar ile ilgili bir çalışma yapacak, diğeri liösemi hastaları yararına tiyatro oyunu yazacak... Toplumsal gelişme de budur. Her şey de para değildir. Kalbimiz durana, nefesimiz alışlarımız durana kadar da emekli olamıyoruz hayattan. O yüzden ciddiyetle yaşamak gerekir hayatı.

Okumayı seviyorum mesela. Kitap ile paranın ters orantılı olduğunu düşünüyorum. Okudukça paraya verdiğiniz değer azalıyor. Geleceğin dünyasında da para olmasın dinler de olmazsa değmeyin keyfime... Savaşların çoğu din ve para yüzünden çıkıyor, benim dilimde, dinimde Türkçe!

Geleceğin dünyası dedim de madem geleceğin dünyasını bizler yaratacağız, milliyetçilikte olmasın sınıflarda, sınırlarda. Hem dünya bile bölmez iken kendini sınırlarla, insanoğluna mı kaldı dünyayı bölmek koordinatlara.
 
Share:

26.03.2015

Delilik Üzerine

Dünya iyi bir yer değilse, bunda kendini akıllı sanan insanları katkısı fazladır.

Yaşadığımız dünyada her önüne gelen sınır çizmiş, burada yaşayacaksın, bunları yapmayacaksın, bunları yapacaksın, onlar haklı, buna inanacaksın, onlar düşman savaşacaksın, onlar dost, ..., onlar iyi, onlar kötü demiş. Bu kurallara uyanlar, denilenleri yapanlar akıllı, bütün bunları reddedenler, sorgulayanlar deli...

Delilik onurlu yalnızlıktır. Delilik Özgürlüktür!

Delilik üzerine daha yazabilirim ama bakalım delilik hakkında kim ne demiş.




·Delirmek bazen gerçekliğe verilebilecek en uygun tepkidir.
-Philip K. Dick

·İnsanlar her zaman deli olacaklardır; onları iyileştirebileceklerini sananlar da zırdelilerdir.
-Voltaire

·Hepimiz deli doğarız. Bazılarımız deli kalırız.
-Samuel Beckett

·Deha ile delilik arasında incecik bir çizgi vardır. Ben bu çizgiyi sildim.
-Oscar Levant

·Bu dünyada hangi akıllı aklını kaçırmadan yaşayabilir ki?
-Ursula K. Le Guin

·Deli olmanın, delinin kendisinden başka kimsenin bilemeyeceği bir zevki var.
-John Dryden

·Delilikten muzdarip değilim, her anının tadını çıkarıyorum.
-Edgar Allan Poe

·Tüm akıl hastalıklarının temelinde, meşru acıları yaşamayı reddetmek yatar.
-Carl Jung

·Bana aklı başında bir adam gösterin, size onu iyileştireyim.
-Carl Jung

·Sarımsak turşu için neyse, delilik de sanat için odur.
-Augustus Saint Gaudens

·Tanrı, yok etmek istediğinin önce aklını başından alır.
-Euripides

·Ara sıra delirmek bile ne kadar güzel!
-Seneca

·Bir yerde herkes az çok delidir.
-Rudyard Kipling

·Deli deliliğinde diretse, bilge olur çıkar.
-William Blake

·Kaçık arıyorsanız tımarhaneye gitmeniz gerekmiyor, gezegenimiz evrenin tımarhanesi zaten.
-Johann Wolfgang von Goethe

·Ancak deliler kendilerini çok ciddiye alabilirler.
-Max Beerbohm

·Deli, aklını yitirmiş insan değildir. Deli, aklından başka her şeyini yitirmiş insandır.
-G. K. Chesterton

·Zihnin bedene uyguladığı şiddet herhalde sayılamayacak  kadar çok insanı delirtmiştir.
-D.H.Lawrence

·Bir deliyle benim aramda bir tek fark var. Ben deli değilim.
-Salvador Dali

·İnsanoğlunun doğasında akıllılıktan çok delilik vardır.
-Francis Bacon

·Tüm insanlık içinde herhangi bir deliliği olmayan tek bir kişi bulunabileceğini sanmıyorum. Aradaki tek fark, derece farkıdır. Bir kabak görüp de onu karısı sanan adama deli denmesinin nedeni, böyle bir şeyin çok az insanın başına gelmesidir.
-Erasmus

·Tam anlamıyla deli olduğum söylenemez çünkü aralarda aklım tamamen, hatta öncesinden de normal oluyor. Ama ataklar sırasında durum iyice kötü oluyor ve her şeyin bilincini yitiriyorum. Ne var ki tehlikede olan bir madencinin işini hızlandırması gibi, bu da beni çalışmaya ve ciddiyete itiyor.
-Vincent Van Gogh 

·Hepimiz deliyiz. Her birimizin bir parça anormal olduğu doğru olmasa, herkese ayrı bir isim vermenin anlamı olmazdı.
-Ugo Betti

·Hayat delilerle doludur. Bunlardan birine rastlamayı istemeyen, yalnız kendi evine hapsedilmekle kalmamalı, aynı zamanda bütün aynalarını da kırmalıdır.
-Boileau

·Öyle deliler vardır ki, bulaşıcı hastalıklar gibi başkalarından kapılır.
-La Rouchefoucauld



Share:

25.03.2015

Korkuyorlar

Korkuyorlar; yazan, resmeden, fotoğraflayan insandan, üretenden... 
elinde pala olanlarda, arkasında yüzlerce kişi olanlar da korkuyor 
elinde kalem olandan.

Korkuyorlar; susandan, konuşandan, 
durandan, yürüyenden, koşandan, birleşenden, ayrılandan 
hem de çok korkuyorlar.

Korkuyorlar; Komünist'ten, sosyalist'ten, kemalist'ten,
Türk'ten, Kürt'ten, Laz'dan, Pomak'tan, Arnavut'tan, Muhacir'dan, Yörük'ten... 
halktan korkuyorlar

Korkuyorlar; Türkçeden, Kürtçeden, 
Teknolojiden, Sosyal medyadan, 
Kitaptan, Dergiden 
çok korkuyorlar.

Korkuyorlar; öğrenciden, öğretmenden, 
işçiden, işsizden, emekliden, 
inançsızdan, inanandan... 
sokakta yürümekten, 
hesap vermekten 
korkuyorlar.

Biliyorlar; kazanamayacaklarını.

                                                      Yaşasın Devrim!
                                                       Viva la revolución!
Share:

9.03.2015

Mana Neyestani - Iranlı Bir Karikatüristin Çalışmaları

Mana Neyestani, İranlı karikatürist, sürgünde. İran halkının ve dünya halklarının siyasiler, para babaları, askerler, silahlar kısacası sistem karşısında duruşunu kalemiyle resmeden karikatürist. Özellikle insan hakları, düşünce özgürlüğü, kadın-erkek eşitliği üzerine karikatürler çizmektedir. Bununla birlikte, bir çok ödül de toplamıştır. Sürgünde olduğu için ülkesine giremeyen sanatçı Fransa'dan kendi halkına ve tüm dünya halklarına vurucu çizgilere sahip karikatürleriyle sesleniyor. Daha fazla görsel için tık. İlüstrator sanatçısı Luis Quiles'in çalışmalarını incelemek için tık.







Share:

26.02.2015

Küreselleşmenin Dünü

Beş yüzyıl önce cep telefonlarının, buzdolabının, faks makinelerinin,, otomobillerin, uçakların veya nükleer silahların olmadığı bir dünyada, adamın birinin aptalca bir hayali vardı. Ya da o zaman öyle görünüyordu. Genç ve hırslı Cenovalı bir denizci, bir maceraperest olan Cristobal Colon, hakkında, benzersiz hazineleriyle ilgili aslı belirsiz rivayetlerden başka bir şey bilmediği Asya'yı kafasına takmıştı. Bu takıntı (bazılarına göre açgözlülük) öyle güçlüydü ki, İspanya kral ve kraliçesini o zamanlar Okyanus Denizi olarak bilinen, göründüğü kadarıyla uçsuz bucaksız karanlık sularda yapılacak bir yolculuğu finanse etmeye ikna etmeyi başardı. Amacı, Büyük Çin kağanını ve onun yere göğe sığmadığı söylenen altınlarını bulmaktı.

Colon yüzyıllar sonra milyonlarca okullu çocuğun Kristof Kolomb olarak tanıdığı, Amerika'yı "keşfeden" ünlü adam olacaktı. Aslında bu, bir "keşif"ten ziyade bir rastlantıydı. Gözü kara Kolomb Asya'ya hiçbir zaman ulaşamadı, hatta yaklaşamadı bile. Bunun yerine, denizde geçirdiği beş haftadan sonra kendini Karayip Adaları'nın turkuaz sularında, yakıcı güneşin altında buldu. Bahama Adaları'ndan birinde karaya çıktı ve buraya San Salvador (Kurtarıcı) adını verdi. Kolomb'un yorgun mürettebatı adaya hayran kalmıştı. Gemilerine tatlı su ve tanımadıkları yiyecekler yüklediler. Adanın yerli halkı Tainolar onlara dostça davranıyordu.

Kolomb, seyir defterine "Dünyanın en iyi ve en nazik insanları," diye yazdı. "Adamlarıma suyun yerini seve seve gösterdiler. Dolu fıçıları gemiye kendileri taşıdılar. Bizi memnun etmekten büyük zevk duyuyorlardı. Öylesine dostça davrandılar ki, harikaydı."

Aradan yirmi yıl geçtikten ve birkaç yeni seferden sonra, Tainoların çoğu ölmüştü. Karayip Adaları'nın diğer yerli halkları ise ya köleleştirilmişlerdi ya da saldırı altındaydılar. Küreselleşme, daha o zaman, kültürler arasında masum bir alışverişten hızla vahşi bir servet ve iktidar mücadelesine dönmüştü. Yerli halk Avrupa'dan gelen hastalıklar yüzünden ölürken ve kelimenin tam anlamıyla ölesiye çalıştırılırken, binlerce Avrupalı sömürgeci bölgeye gelmeye devam etti. Bu zorlu ve çılgınca arayışın sebebi altın ve gümüştü. Ama dinsiz ruhları Hristiyan inancına döndürmek bu yağmaya ek bir heyecan katıyordu. Sonunda Avrupalı yerleşimciler Karayipler'in kuzey ve güneyine doğru olan toprakların çoğunu sömürgeleştirdiler.

Kolomb'un Amerika macerası yerli halktan ve topraktan mümkün olduğu kadar servet koparma kararlılığı açısından önemli olmakla beraber, daha da önemlisi 450 yıllık Avrupa sömürgeciliğine kapıyı açan bir dönüm noktası olmasaydı. Günümüzün küresel ekonomisinin temellerini atan işte bu yüzyıllar süren sömürgecilik çağıydı.
Küreselleşmeyi Anlama Kılavuzu
Wayne Elllwood
Share:

5.01.2015

5 Ocak 2015

TBMM soruşturma komisyonu 4 eski bakan hakkında 'Yüce Divan'a hayır' kararı aldı. 
Şaşırtıcı bir haber değil. Maalesef, yurdumun insanıda şaşırmamaya alıştı.
Dink cinayeti şüphelisi emniyet müdürü oldu.
Başbakan davos'a gidecekmiş, ikinci "one minutes" seçim üstü yolda olabilir.



Bugün Berkin Elvan'ın doğum günümüş, kutlu olsun. 
16 kiloya düşürdükleri, Berkin bugün 16. yaşına toprak altında girdi.16 aydır katilleri bulunamadı.
Bugünler de kendimi "Son Ada" romanındaki Yazar karakteri gibi hissediyorum. 



Share:

17.12.2014

Blog Tavsiyesi

Bloglarını zevkle takip ettiğim, her fırsatta herkese önerdiğim iki blog. Ben bisikletle seyahat eden Gürkan Genç ve yürüyerek seyahat eden drummerlizard.com adresinde macerealarını paylaşan, aynı zamanda kampçılık, ekonomik seyahat konusunda bilgiler veren Güneş Akdoğan'ın blogunu zevkle takip ediyorum

Demir Atlı Adam - Gürkan Genç:
Benim ilk takip ettiğim blog, gerçekleştirdiği Türkiye - Japonya bisiklet turu ile Gürkan Genç idi. 9 Eylül 2012'de ise 7 yıl sürecek dünya turuna çıktı. Şuan turu devam ediyor, Bloğunu takip etmek isteyenler içn tek tavsiyem, Türkiye - Japonya turundan başlayarak okumaya devam edin. Çektiği videoları izleyin, fotoğraflara bakın hiçbir şey kaybetmezsiniz. Ayrıca bloğunu sürekli takip edenler bilir arada okuyucularına sorular sorar, doğru cevap veren okuyucular arasında çekiliş yoluyla bisiklet dağıtılır. Son olarak üniversite bisiklet grupları için gezgin bursu veriyor diye biliyorum.

Kendini, "Bisikleti ile uluslararası geziler yapan, maceracı, blog yazarı, amatör fotoğrafçı, konuşmacı girişimci" olarak tanımlıyor. Her türlü hava koşulunda, dünyanın en yüksek araç geçiş noktasınında, en büyük çöllerde pedallıyor.Binlerce kilometre pedal çevirip, tarihi ve doğal güzellikleri fotoğraflıyor.Toplumların yaşamlarını, kültürlerini anlamak için onlarla yaşıyor, edindiği  bilgileri internet sayfasında ve gittiği ülkelerin okullarında öğrencilerle paylaşıyor.
O "keşfedip hayallerini gerçekleştiren, anlatmak için yaşayıp gelecek için pedallayan Demir Atlı Adam"

Adım Adım Seyahat - Güneş Akdoğan:
Belkide mübadelede balkanlardan soğuk hava dalgası gibi geldiğimiz için mi bilmiyorum, ayrı bir severim balkanları. Rodopların eteğinden İzmir'e göç etmiş bir aileye sahip olduğum için merakım daha da fazladır. İmkanlarımı sağladığımda öncelikle Bulgaristan, Yunanistan daha sonra Makedonya, Sırbistan, Arnavutluk gibi ülkeleri gezmeyi planlıyorum. Benim gibi kararları çok çabuk değişen biri için karar vermek oldukça zor.
İlk olarak Yeniasır'da yayınlanan bir röportajını okuduğum, kendine "21.yüzyıl seyyahı" diyen, İlk başlarda "deli mi neden yürüyerek seyahat ediyor" diye içten içe söylenirken, daha sonra yaptığı şeyin delilik olmadığını yazdıklarını okuyarak anladığım,  drummerlizard.com adresinde maceralarını, önerileri ve seyahat fotoğraf ve videoları ile birlikte ekonomik seyahat hakkında bilgiler veren Güneş Akdoğan'ın daha çok web sitesinin facebook'taki sayfasını takip ediyorum. 
Sırbistan'dan Makedonya'ya kadar Bosna Hersek, Karadağ ve Arnavutluk'u geçerek 5 ayda 1000 km yol yürümüş, Yetmemiş yelkenliye otostop çekmiş..., O da yetmemiş. Otobüsle Venezuela'dan Brezilya'ya 1500 km yol katetmiş.Bunları hiçbir sponsor desteği olmadan kendi kısıtlı imkanları ile yola devam etmiş.Seyahat hikayeleri, pratik çözümler ve harika fotoğraflara sahip sitesini ziyaret etmenizi öneririm.


Share:

14.12.2014

Yaptığı İlüstrasyonlarla Modern Kültürü Eleştiren Sanatçı - Luis Quiles

Gunsmithcat olarak bilinen yaptığı ilüstrasyon çalışmalarıyla, modern kültürü eleştiren Luis Quiles'in yaptığı ilüstrasyonları beğendim ve "bloğumda da paylaşmalıyım.." dedim.

Luis Quiles popüler kültüre ait ilüstrasyonlar yapıyor ve bu işte oldukça başarılı biri. Seks, sansür, sinema, ..., video oyunları, teknoloji temalarında çalışmalar yapan bir sanatçı. Yaptığı çalışmalar instagram ve tumblr'da ilgi görüyor ve çok paylaşılıyor. Yaratıcı, bir o kadar da komik şeyler yapıyor.

İşte o ilüstrasyonlardan bazıları;









Daha fazlası için Gunsmithcat







Share:

4.12.2014

Yalnızken Düşündüklerim

Yalnızken kendimi çok iyi hissediyorum. Bazıları korkar yalnızlıktan, ben ise seviyorum. Nedenini de bilmiyorum. Bazen bir ağacın altında kitap okumak, kitap okurken doğanın, rüzgarın müziğini dinlemek. Bazen gazete ve haber yorum dergileri okumak ya da bir kaç satır bir şeyler yazmak beni çok rahatlatıyor.

Bazen okumak ya da yazmak yerine düşünüyorum, düşünmeyi seviyorum. Mesela, insanlar neden sürekli çalışıyor? Yoksa, Ben mi çok tembelim? Düşünürken aslında çok basit bir cevaba ulaşıyorum. Kendime ait bir cevaba. Belki de bana ait değildir? Bilmiyorum. Kendimizi çok para kazanma hırsı yüzünden, modern çağın köleleri haline dönüştürdük. Modern çağın köleleri kendilerine, ailelerine zaman ayırmadıkları içinde genelde mutsuz oluyorlar. Boş zamanları yoktur, sürekli çalışırlar. Çok para kazanmak için ya da sistem yüzünden istemedikleri mesleklerde çalışarak daha da mutsuz olurlar. Oysa mesela çok para kazanmak yerine, hayatımızı devam ettirecek kadar para kazansak nasıl olur? On saat sekiz saat yerine beş saat çalışsak, Yani Sekizde iş başı yapıp, öğlen bir de çıksak, ya da bir de girip altıda çıksak, gerçekleşme imkanı olan fakat gerçekleşmesi imkansız bir durum bu. Beş  saat çalışıp, yaşamımıza yetecek kadar para kazansak, geriye kalan zamanda ailemizle, arkadaşlarımızla vakit geçirsek ya da hobilerimizle uğraşsak. Yazarak, resmederek, üreterek zamanımızı geçirsek, Yazan, üreten insan kesinlikle tembel değildir. Belki de daha fazla çalışkanlardır. Çünkü üretmek zannedildiği gibi kolay bir eylem değildir. Tabi bunların yanında devlette insanların sağlık, eğitim, barınma vs. sağlarsa tabi bu da çok imkanız bir hayal, belki gerçekleşmeyecek bir rüya, bir ütopya.

Sağlık sıkanadallarıyla, eğitimdeki başarısız uygulamalarla ülkenin durumu ortada ve değişecek gibi de durmuyor. Bence, sağlık tam anlamıyla insanların sağlık ihtiyaçlarını karşılayabilmeli. Ya da eğitim, eğitim tamamen bilimsel olmalı, tarihi öğretmeli, tarihten ders çıkarmalı, farklı pencerelerden bakmayı öğretmeli hayata, yani çağdaş dünyaya uygun bir eğitim olmalı. İnsanların inançları, inançsızlıkları yada ırklarının önemi olmalı, cinsiyete ırka inanca göre ayrımcılık yapılmamalı. Seçenekler arttırılabilir. Ama yukarıda da söylediğim gibi bu sadece bir ütopya.

Bugün 4 Aralık 2014 Madenciler günü, maden cinayetleri ve kazalarında kaybettiğimiz maden işçileri ve tüm maden işçileri için.

Share:

3.12.2014

En Büyük Engel

Engellilerin tek engeli, insanlık duygusu gelişmemiş toplumlarda yaşamasıdır. tekerlekli sandalyelerin, kaldırımlardan iniş yerlerin araç park eden bir milletiz ne yazık ki. Trafik ışıklarının olduğu bazı yerlerde tekerlekli sandalyeli vatandaşlarımızın inebileceği rampaların bulunmadığı insanlık duygusu gelişmemiş bir milletiz.

Sözde seçme hakkı olan engellilerin, oy kullanamadığı bir ülkeyiz. On yıldan uzun bir süredir dedemin gözleride görmüyor, diyabetten dolayı göz damarlarında hasar oluşmuş, tedavisi yok. Hemen hemen bütün işlerini tek başına yapabiliyor. Cep telefonu kullanabiliyor. Görme engelliler için satılan konuşan saatler sayesinde zamanı takip edebiliyor. Sorun tamamen düşünelerde yani biz insanların, engellilerin yüzüne engellerini vurmaları. Seçimlerde oy kullanırken sorun oluyor görme engelli olmak, çünkü görevlilere güvenmiyor.  bunun önüne geçilebilir. İlk yıllarda çok zorluk çekmiştik. Çünkü ailemde ehliyeti olan kimse yoktu. Ulaşım en büyük sorunlardan biriydi. Ehliyet almayı, araba kullanmayı hiç istemiyordum. Bir gün dedemi derneğe getiriyordum bulunduğum yerden şehir merkezi yaklaşık 35 dakika sürüyordu. Toplu taşıma kullanarak dedemi derneğe ulaştıracaktım. Lakin otobüs dolu bir de hiç kimse yer vermiyordu. Dedem o yolu görme engelli haliyle otobüsteki demirlere tutunarak gitti. O an anladım ki gerçek engelli dedem değil, empati duygusundan yoksun insanlar.


Engelliler için daha iyi şartların, empati yeteneğine sahip insanlık duygusu gelişmiş bireylerin çoğunluk olduğu bir dünya umuduyla.
En büyük engel sevgisizliktir!
Share:

13.11.2014

Okuyan Bir Kızla Çık!

Yaşasın okumayı seven insanlar! Küçükçe bir yazı, okumayı seven kadınlara armağan ediyorum.

Dünyayı İstiyorsan... Okuyan Bir Kızla Çık

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.

Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman okuduğu bir kitap bulunmasından anlayabilirsin. Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.



Kahvecide beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.

Ona yeni bir kahve ısmarla. Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle. Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren. Joyce’un Ulysses’ini anladığını söylüyorsa entelektüel görünmeye çalışıyor demektir. Alice’i seviyor mu yoksa Alice mi olmak istiyor, bunu sor.

Okuyan bir kızla çıkmak kolaydır. Doğum gününde, yılbaşında ve yıldönümlerinde ona kitap alabilirsin. Ona sözcükler hediye et, şiirlerden şarkılardan hediye sözcükler. Ona Neruda, Pound, Sexton, Cummings hediye et. Kelimelerin aşk olduğuna inandığını bilsin. Gerçekle kitaplardaki gerçeği ayırt edebilir ama yine de yaşamını biraz da olsa, en sevdiği kitaptakine benzetmeye çalışacaktır. Bunda senin suçun yok.

Bir biçimde, bunu deneyecektir. Ona yalan söyle. Sözdiziminden anlıyorsa, yalan söyleme ihtiyacını anlayacaktır. Sözcüklerin ardında başka şeyler var: niyet, değer, ayrıntılar, diyalog. Dünyanın sonu olmayacaktır.

Onu bırak. Çünkü okuyan bir kız çöküşlerin her zaman zirveyle biteceğini bilir. Çünkü her şeyin bir sonu olduğunu bilir. Hikayenin devamını her zaman yazabilirsin. Tekrar tekrar başlayabilir ve hala kahraman olarak kalabilirsin. Bu hayatta bir iki kötü adama yer vardır.

Olmadığın her şey için neden korkasın ki? Okuyan kızlar bilirler ki tıpkı karakterler gibi insanlar da gelişebilirler. Twilight serisi istisnadır.

Eğer okuyan bir kız bulursan, yanından ayırma/ayrılma. Gecenin bir yarısında, kitabı göğsüne yaslamış ağlarken bulabilirsin onu, bu durumda ona çay yap ve sarıl. Onu birkaç saatliğine kaybedebilirsin ancak her zaman sana dönecektir. Kitaptaki karakterler gerçekmiş gibi konuşacaktır, çünkü bir anlık da olsa, gerçektirler.

Ona bir sıcak hava balonunda ya da bir rock konserinde evlenme teklif et. Ya da bir dahaki hastalığında gelişigüzel bir şekilde. Skype üzerinden teklif et.
O kadar sıkı gülümseyeceksin ki neden hala kalbinin infilak etmemiş ve göğsünün kan içinde kalmamış olduğunu merak edeceksin. Yaşam öykünüzü yazacaksınız, garip isimli ve garip beğenileri olan çocuklarınız olacak. Çocuklarınıza Şapkalı Kediyi ve Aslan’ı aynı gün izletebilir. Yaşlılığınızın kışında birlikte yürüyeceksiniz ve sen botlarındaki karı temizlerken, o mırıldanarak Keats okuyacak ezberinden.

Okuyan bir kızla çık çünkü bunu hak ediyorsun. Hayal edilebilen en renkli hayatı sana verebilecek bir kıza layıksın. Eğer ona sadece monotonluk, kayıp saatler ve yarım yamalak öneriler verebileceksen, yalnız kalman daha hayırlı. Eğer dünyayı ve onun ardındaki dünyaları istiyorsan, okuyan bir kızla çık.
Ya da iyisi mi, yazan bir kızla çık sen.


Rosemarie Urquico
Türkçeleştiren: Onur Çalı

Share:

24.10.2014

Tek Yol Tımarhane!

Tek yol TımarhaneNe olacak bu siyasilerle sonumuz
uzlaştıkları tek şey cepleri
söz konusu cepleri ise vatan teferruattır anlayışındalar

*********************************

10 işçi öldü kan parası girdi hakimden önce
davaya takipsizlik geldi, adalete inançsızlık oluştu.

katil patronların yargılanması dileğiyle

*********************************

Bizim burada teröriste terörist denir.
Sayın denmez, Ama terörist başı Öcalan'a
sekreterya falan ev hapsine kadar gidecek.

Gerçekten cezalandırılması dileğiyle.

**********************************

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış.

Bir 10.köy bulmamız lazım.

***********************************
Türkiye de doğruları söylemek için
deli raporu(Psikolojik Değerlendirme Raporu)
gerekli ki ceza almayalım.

Malum Askeri vesayet yok.
Fakat Polis Vesayeti oluşturuldu.

***********************************

Yani ülkemde
doğruları söylemenin
tek yolu Tımarhane,

Çare Sarıgül, Tek Yol Hepar değil
Çare Deli Gömleği,Tek Yol Tımarhane!

Share:

Copyright © Bir İzmirlinin Kaleminden | Powered by Blogger
Design by SimpleWpThemes | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com