14.05.2017

Bugün günlerden ALTAY!

 Yapılan aşağılama ve haksızlıklara rağmen "Döneceğiz eski günlere" diyoruz. Maç günü bile haksızlıklara uğrayan bu onurlu takıma Kocaelispor karşısında başarılar dilerim.

Eğer bugün ikinci lige çıkarsak, Antalya'ya ulaşım için 100 Otobüs sözü verip, sözünü tutmayan Vali ve Belediye Başkanı bu başarıdan kendine pay biçmesin.  Altay ne belediye takımıdır, arkasına beldiye başkanlarını ve belediyenin maddi gücünü alan ne a.ş. ne de siyasi bir projedir Osmanlıspor gibi... 14'lerin ruhuyla, kurulduğu günden bugüne halkın, emekçinin takımıdır O yüzden ki, bakanı yok onuru vardır. Gedemesek de Tv'den İzleriz.

Share:

16.04.2017

Dünyaya Gururla Bakanlara...


Gururla Bakıyorum Dünyaya

çünkü isyan bıçağıdır böğrüme saplanan sancı
çünkü harcımı öfkeyle, imanla karıyorum
ve kederin
ve solgun yüzlü işçilerin üzerine
dağbaşlarının hırçınlığı savruluyor benden.
çünkü beni ateşiyle dimdik tutan kin
çünkü benim gözbebeklerimde tutuşan şafak
miting afişleri
cesur pankartlar
ve binlerce militan
derin denizlerin aydınlığı
zorlu sabahlar
gökyüzü ve lâle
sıkılmış bir yumruk gibi giriyoruz hayata.

çünkü ben sevdiğim kızı
yaşamak gibi
halkım gibi sevdiğim kızı
/ki şiirini yazamayan
ve türküsünü söyleyemeyen halkım gibi
binlerce ve binlerce kurşunlanan halkım gibi
zincirlere vurulan
savaşlara yollanan
vergilere bağlanan halkım gibi
felç ofmuş yalnızlıklara bırakarak
büyük acıların ve gözyaşının içine bırakarak
şiirlerimin bir bıçak gibi ışıldadığı
devrim türkülerini
ve başkaldırmayı öğreten dudaklarını
bir kere olsun öpemeden
bir kere olsun tutamadan kaygısızca
serin bir yaz gecesi gibi ürperen ellerini
hatta boynunu ve ayak bileklerini
bilemeden bilemeden bilemeden
vurdum yüreğimi şanlı kavgaya
barışın ve özgürlüğün dağlarına yürüyorum işte
/yiğitsen uslandır beni
ey yasakların
kahpeliğin
ve soygunların koruyucusu
türkü çağıran kızlarımı sustur
ve kahraman oğullarımı,
mezar kaza kaza kederli, kızgın
tohum serpe serpe hünerli
ve sömürüle sömürüle bomboş
ve açlığın
ve zulmun izlerini
derin uçurumlarında taşıyan ellerimi
nacaklara ve tırpanlara sarılan ellerimi
mavzerlere sarılan ellerimi
zincirlere vur gücün yeterse.
ama adına yaşamak dersen
ot gibi, saman gibi yaşamak dersen
bir solucan gibi yerlerde sürünerek
ezilerek
horlanarak
sömürülerek
re-zil-ce

çatlayan tomurcuğun
doğan çocuğun çığlığını duymadan
gül benizli sevgilinin
titreyen göğüslerini öpmeden doyasıya
korka korka
yana yana
her gün biraz daha derinden
her gün biraz daha kapkara duyarak ölümü
aç ve arkasız
köpekleşerek
yaşamak dersen
bu yürek
çat diye çatlasın be!
gelgelelim parlayan güneşi
emekçi halkların
kahraman halkların güneşini
şehvetle içine dolduran toprak
şimdi sımsıcak
şimdi ulaşılmaz
şimdi olgun meyvalarla dolu
bahar bahçelerini salmaktadır dünyaya,
ve gül benizli sevgililerin dudaklarında hayat
bizi aşka ve kavgaya çağırmaktadır,
bıçak kemiğe dayandığı
ok yaydan fırladığı için değil
/bu bezirgan saltanatı
bu zulum bitsin diye

ağaran günler için
yeni bir dünya uğruna
yüzlerinde cesaretin onuru
ve imanlı gücü dövüşen dünyanın
emperyalizme karşı dövüşen dünyanın
ve ölüme
gülerek koşan genç savaşçıların
al bayrakları dalgalansın
dalgalansın dalgalansın
kinle boğuşan yorgun yüreği
aydınlansın diye anamın.
felaketler geçirmiş anamın
dişleri dökülmüş kederli ağzı
ağlamaya hazır gözleri
safrası
ve sonsuz
ve dağlar eriten sabrı,
merhameti
yani bir bütün halinde insanlığımız
yunsun, arınsın diye duru pınarlarda
alın terinin namusu kurtulsun diye
kurtulsun diye sıcak somun
acı soğan
ve çiçekli basmalar
ahdettik
vefa ettik
kelle koyduk
ölen ölür dostlar
düşmanlar heyy
kalan sağlar
….
..
Orhan Kotan

Share:

2.04.2017

Zaman'la problemim var , sanırım durdu.



Zaman, yani Kronos, çocuklarını yiyen tanrı, hepimiz zamanın tükettiği çocuklarız. Mitolojinin en mantıklı ve en gerçekçi tanrısının. -Zaman gazetesini de sevmezdim, artık zamanın kendisinden de soğudum. Eğer istemediğiniz bir yerde zorla tutuluyorsanız, geçmek bilmez zaman. Hapiste, askerde, sürgünde en çok yapılacak şey boyun eğmeden, geçmeyen zamana, kronos'a ağız dolusu küfürler etmektir, bir de sisteme, düzene. Sadece zaman geçsin diye Askerliğimin bitmesine 15 gün kala en çok yaptığım eylemdir, bana zamanı durdurmuş hissi verdiği için kronos'a küfür etmek, beni de bir gün yiyeceğini bildiğim halde.



Share:

29.03.2017

Korku

Uzun zamandır yazmıyordum, daha doğrusu askerde olduğum için yazamıyordum. 18 günüm kaldı. Yaklaşık 150 gündür askerlik yapıyorum, ne kadarına askerlik denirse...

Bir çok insanla tanıştım bu nasıl komutan olmus dediğim insan da oldu. Yüzüne karsı sen nasıl üniversite okudun dediğim insan da oldu önyargılarından dolayı. Çok yakın olduğum insanlar da var uzak durduklarım da hayat gibi çalışıyorsun sadece karşılıksız. Nereden bakarsanız bakın askerlik zor.

Gelelim yazmama neden olan olaya ;

Haberlerde RTE'nin üniversiteye ziyarete gittiğinde öğrencileri üniversiteye almadıklarını izleyip okumuştum da yaşayacağım aklımın ucundan gecmezdi. Sen Esenlere gel, evet mitingi düzenle,   helikoptere binmek için eskortla kışlaya gel , o sırada çarsıdan dönen askerler güvenlik nedeniyle nizamiyede bekletilsin kışlaya sokulmasın. Bu neyin korkusudur?

Bir ülkenin yöneticisinin kendi askerinden korkması, öğrencisinden, işçisinden korkması... Öğrenci olup kampüse alınmasaydım bu kadar koymazdı belki . Zorla yapılan bir görev için, üstelik devlet için yapılan bir görev için işi gücü, sevdiklerimizi, memleketi bırakip gelmişken kışlaya alınmamak bana koydu.

Bu günlerde çok küfür etmeye başladım, bir küfürde tüm hak edenlere gelsin..

Share:

23.10.2016

Hayal Ürünü KHK'lar


Temsilcilik tarafından çıkarılan khklar sonucunda olanlar.

Alın teri ile yaşayanlar köle ilan edilmiştir. Artık memurlar işini bilip yolunu bulacaktır. Yolunu bulamayanlar atılıp, yerine iş bilen, yol bulan memur alımı yapılacaktır.
İhaleye fesat karıştırmak suç olmayıp, her şirket bünyesinde üç fesat karıştırıcı çalıştırabilecek. İsteği doğrultusunda bir yabancı hakkıyla toplamda dört fesat karıştırıcıyla ihaleleri alabilecektir.
Kara para ak para fark etmeksizin helal sayılacak, Para helalleştirme merkezlerinde %7 komisyonla paranız helal olacaktır.
Dini devlet işlerine alet etmemek suç olup, memurlara her gün cuma kılmaları için izin verilecektir.Hac döneminde meclisin kapanmasına  karar verilmiştir.
Alın terinin ne olduğunu bilmeyen, kağıt arası, tapu üstü, ruhsat arası para alan noterlerin aldığı her para helal olacak, değerli kağıtların değeri artacak.
Taşı sıkıp suyunu çıkarmak gibi atasözlerini söyleyenler atalıktan men edilip, bonservis bedeliyle birlikte ABD'den ata ithal edilecek.
Çok paranız varsa ve ne yapacağımızı bilmiyorsanız  alo babacım hattı size 7/ 24 hizmet verecek görüşmeler kayıt altına alınmayıp geri zekalı konumuna düşme gibi bir sıkıntınız olmayacak.
Ayakkabı kutusu yapımı meslek haline gelip, ayakkabı kutularının içinde para sayma makinesi ile birlikte satılacak.
Duvarlara yazı yazmak yasak olup, Fabrikalar tarlalar her şey halkın olacak değil, her şey egemenlerin olacak.
Vergisini ödemeyip kaçıran big bosslara vergi affı yapılacak, ödeyenler ödedikleriyle kalacak.
Tefecilik yasal olup, bankaların tefecilerle iş birliği yapmasının önü açılacak, bankaya borcu olanlara banka onay verdiği taktirde tefeci topuklara sıkacak.
Her türlü yolsuzluk dolandırıcılık yasal olacak vergilendirilmesi 18% olup olaydan itibaren 3 iş günü içinde ödenmemesi durumunda faize tabi tutulacak. yolsuzluğun içinde temsilci ya da çocuklarının ismi geçiyorsa vergi ve faiz işlemi yapmadan parayı alacak.
Helal sigorta ile öte tarafta cennetten yerinizi garantiye alacaksınız.
Kumar yasal olup öncelik temsilci çocuklarına verilecek. Kumarhaneler bankalarla anlaşmalı olup Yurt genelinde atmlerden kumar oynanabilecek.
Milletin a.... koymak yasal olup, müteahhit lisans programları açılıp  nasıl daha iyi koyma işlemi yapılır bilimsel ortamda araştırılacak ve bu yönde eğitim verilecektir.
Halkını kandırmayı reddeden temsilciler  ifşa edilip, yargılanacak, temsilciler halkı kandırmak oyalamak ve dikkatlerini başka yere çekip vergileri paylaşmaktan sorumlu olacak.
Sendika, stk binaları kapatılıp yerine AVM yapılacak sendika ve ayaklarda faaliyetlerde bulunanlar cezalandırılacak.
Adalardan sonra baklava ve kahve de Yunanistan'a bırakılacak, yıllardır AB'ye giremeyen ülkeye bizzat AB girecek.
Rakı ve kitap gibi halkı ayıltacak her türlü araçlardan ek vergi alınacak. Vergilerle dogmalar beslenecek. Meyhaneler ve kitapçılarla mücadele dernekleri kurulup, içen, okuyan nesil kontrollü şekilde yok edilecek.Bu kapsamda İzmir proje ohal bölgesi ilan edilecek, kordon çimlerinde oturup içmek, yasaklanacak.

Son maddeden sonra İzmir'de yaşananlar
Alkol satış yasaklanınca Kepenkleri indiren tekel bayiler ve alkol satışı yapan yerlerin sahipleri Gündoğdu meydanında açlık grevine başladılar, yaptıkları basın açıklamasında mücadelelerinin zafere kadar süreceğini söyleyen esnaflar terörle mücadele ekipleri tarafından tutuklandılar. Tv'de alkolden sorumlu temsilci yaptığı açıklamada "Alkol terörüne izin vermeyeceğiz, İzmir ciğerlerini temizliyor, türüne bakılmaksızın tüm alkol içeren şeyler kolonyasına kadar toplatılacak" dedi. Alkol bulamayan İzmirliler köylere akın etti. Komün yaşamını seçen bir grup yasaklardan bir süre sonra mavi kuş üzererinden "arpamızı ekiyoz biramızı alıyoz, Yanda bağımız var iyi şarap veriyor, rakı üzerinde çalışıyoz, her akşam köy kahvesinde kadınlı erkekli içiyoz, Beraber çalışıyoz, beraber içiyoz." açıklaması yaptı. Temsilcilerin ve kuvvetlerinin ne yapacağı bilinmiyor.

Not: Bu yazıda geçen olay, kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünü olup, gerçekle bir ilgisi yoktur.


Share:

16.10.2016

Meçhul Adamın Bir Günü

Çoğunluk gibi çalışıyordu. Mesaisini bitirdi. Evine gitmek için otobüs beklerken, internetten de bir şeyler okurdu. Beklediği otobüs geldi, yine doluydu, ayakta gidecekti. Otobüse bindi, biletini bastı, arka tarafa doğru yürüdü. Bir eliyle demire tutundu düşmemek için, bir eliyle de telefondan haberleri okumaya devam etti.

Hiçbir şey yolunda değil, her gün birbirinin aynı gibiydi. Okuduğu haberlerin ortak noktası ölümdü, tüm canlıların ortak noktası olduğu gibi. Ya bir patlama olurdu okuduğu haber ya da kadın cinayeti, kimin yarattığını bildiği, bildiği ama herkesin bilmezden geldiği terör saldırısı olurdu. Bazen değişirdi haberi, polis terörünü de okurdu yanında haberle ilgisi olmayan yeni sekmelere atan internet sitelerinde nasıl zile basıp, evi aramak için içeri girip yasal bir şekilde bir kızın öldürülüşünü bile okudu. İşe gidip gelirken kullandığı otobüste... Haberleri okurdu, elinden hiçbir şey gelmezdi, olanları engelleyebilmek için.

İneceği durağa yaklaştığında telefonun ekranının kapatır, otobüsün durması için butona basar, otobüs durduğunda evinin yakınındaki bakkala giderdi. Bakkal dükkanını arkadaşı işletirdi. Saat gece on'u geçse de bakkal alkol(alkol sağlığa zararlıdır) satışı yapardı, mahalledeki herkesi tanıyordu, alkol kullananlar belliydi, saat on'u geçince tanımadığına satmazdı. Bakkal sahibi arkadaşı da eşantiyon gelenleri satmaz, içerdi.

Yalnız yaşardı, haftada üç dört gece eve giderken arkadaşının bakkalına uğrar, doğruca dolaba yönelir, kapağa asılı olan siyah poşetten alıp, dolaptan beş bira alır, biraz sohbet eder, aldıklarının parasını öder, evinin yolunu tutardı. O gecede aynısını yaptı, Bakkalın kapısından çıkarken, "Çok boktan bir dünya burası bizler de rezil bir hayat yaşıyoruz. Yaşamak için çalışıyoruz, çalışırken yaşamayı unutuyoruz sonra bir bakmışsın ölmüşüz." dedi

Etrafa boş boş bakarak yürüdü, iki sokak ötede evinin bulunduğu apartmana girdi, merdivenlerden üçüncü  kattaki evine elinde tuttuğu anahtarları sallayarak çıktı. Kapının önüne geldiğinde kapıya arkadaşıymış gibi baktı, omuzlarını silkti, kapıyı açtı, doğrudan mutfağa girdi. Siyah poşeti masaya bıraktı. Ceketini çıkarıp sandalyeye astı. Masaya bıraktığı poşeti aldı. Buzdolabını açtı, siyah poşetten çıkardığı biraları dolapta duran bir bira şişesinin yanına dizdi. Önceden kalan soğuk birayı aldı, dolabı kapattı. Dolap kapağındaki açacak yardımı ile birayı açtı. Balkona çıktı, balkondan sokağı seyrederken birasından bir yudum aldı. Sokakta hiç kimse yoktu. İçeri girdi. Mutfakta masanın üstünde duran eski radyoyu açtı. Ceketini astığı sandalyeye oturdu. Uzun süre mutfakta oturdu, sadece birası bittiğinde yerinden kalktı, yenisini almak için. Dördüncü birayı dolaptan aldı, kalktığı yere oturdu. Radyoda Edip Akbayram çalıyordu "Güzel günler göreceğiz güneşli günler" diyordu şarkıda birden kendi kendine "Nazım'ı severim ama umudum her geçen gün yok oluyor. Sol mememin altındaki cevahir fazla acıdan karardı, kömür gibi bir şey oldu." diye söylendi. Dolaptan yeni bir bira aldı. radyo istasyonlarını  gezdi yavaş yavaş birasını içerek. Bir çok istasyonda onaylamadığı siyasetçilerin konuşmalarını duydu. A, b, c partisi fark etmezdi onun için. Farklı şeyler söyleyip aynı şeyi isteyen insanlar olarak görürdü vekiller ve bakanları. Meclisteki partileri ise bir lokomotifin vagonları olarak görürdü. "Her bir parti ayrı bir vagon ama lokomotif nereye giderse oraya gidiyorlar, kendi ilkeleri doğrultusunda değil lokomotifin onları çekmesiyle gidiyorlar" derdi. hepsinin istedikleri şey güçtü, güce tek başına sahip olmak, gücü isteyenlerin yönetimi ele geçirdikten sonra kendi doğrularını dayatmasına da tanık olmuştu. Hemen dinlediği istasyona geri göndü.

Müzik dinlerken düşüncelere daldı. Neden yaşıyoruz? Neden ölüyoruz? Neden yaşadığını bilmiyordu. Ölümden korkmuyordu, dinlerin açıklayamadığı, bilimin bilmediği, bilinmezlikten korkuyordu. Hesap verecek bir tanrısı olmadığı halde kimseye kötülük yapmazdı, hakkını yemezdi.  Doğru düzgün yaşamaya çalışsa da insanların nerede, neyin peşinde olduğuyla ilgilenmez, bilmezdi. İnsanlar ölürken sessiz kalanların insanlığını yitirmiş olduğunu düşünürdü. Nedenini anlamaya çalışırdı bütün olayların... Birasını bitirdi, oturduğu sandalyeden kalktı. Yatak odasına giderken "İnsan seçimini yaşar. İyi bir yaşamı da katillerini de kendisi seçer. Demokrasi her zaman iyi olmayabiliyor, yanlış ellerde en tehlikeli silaha dönüşür." diye söylenerek odaya girdi. Şifonyerin çekmecesinden psikoloğun yazdığı  uyku hapından bir tane aldı. Şifonyerin üzerinde duran sürahiden bardağa biraz su döktü, ve hapı içti. Üstünü değişti ve aynı bir güne uyanmak üzere yattı.

Bu adamın yaşadığı dünya öyle bir yerdi ki mutlu insanlar gülerek uyurken, mutsuz insanlar gülerek ölüyordu hem de mutlu insanların gülerek uyuması için. Varoluşundan beri olmasa da belki tanrının icadından beri hikayesiydi azınlığın mutlu olması için çoğunluğun acı çekmesi...
Share:

Tıkırtı - Kısa Film

Tıkırtı - Ed Chen
Bize doğumdan ölüme kadar olan uzun yolculuğu, iki dakika kadar kısa bir animasyon film ile aktarmayı başarıyor. Ed Chen'in hazırladığı "Rattle" yani Tıkırtı, kıskançlığın ve kıskançlığın insan üzerindeki etkilerinin anlatıldığı destansı bir hikayedir. İki karakterin yaşamını üzerinden kıskançlık konularını işleyen film, İncilden alıntıyla başlıyor.

Yaratılış 4:9
RAB Kayin'e, “Kardeşin Habil nerede?” diye sordu.
Kayin, “Bilmiyorum, kardeşimin bekçisi miyim ben?” diye karşılık verdi.

Share:

26.09.2016

Nerdesin Spartaküs? - Stadyumların Arena Olması

Futbolla çok ilgilenmem, hatta tv'de maç izlemişliğim de nadirdir. Spor güzel şey, yapması ayrı, izlemesi ayrı zevkli. Ben Fransa Bisiklet Turunu (Tour de France) üç yıldır hiç kaçırmam.. Bisikletle gezmeyi çok severim. Konumuz bisiklet değil. 

Türkiye'de yaşayan ve 90'lı yıllarda doğan biri olarak futbol benim için Galatasaray'dı. Çünkü UEFA Kupasını almıştı. O zamanlar anlamazdım futboldan, şimdi sorsanız "ofsayt nedir?" diye cevaplayamam. Ama o zamanlar neden Galatasaraylı olduğumu biliyorum. Bütün aile Fenerbahçeli idi. O zamandan belliymiş çoğunluğun değil azınlığın yanında olduğum.

Galatasaraydan uzaklaşmam ise lise okuduğum yıllara denk gelir. "Niye Galatasaray'ı tutuyorum?" dedim kendi kendime."Benim İzmir'de yaşarken İstanbul'a  gidip maç izleme olanağım yok. Galatasaray'ın İzmir'de oynama ihtimali İzmir'e kar yağması gibi, gelse bile bilet fiyatları bir lise öğrencisi için epey pahalı, Şuan da aynı asgari ücretli bir çalışan için üç büyüklerin maç bilet fiyatı, (kale arkasından maç izlemeyi de hiç sevmem.)Şuan bir de passolig var. Yaşasın Passosuz ligler!

Geçen yıl bir kaç kez, bu yılda 17 Eylül'de maça gittim. Altay'ın maçlarına gittim. Kocaman kulübün stadı yok, maçları Buca'da oynuyor. Buca'da iki stad var, biri İlçe Stadı diğeri Buca Arena... 17 Eylül'de Tekirdağ ile oynanan karşılaşma Buca Arena'da oldu, berabere bitti. penaltıyı kaçırmak iki puanı kaybetmemize yol açtı. Hakem hataları vardı. 

Yeni yapılan stadların ve yenilenen stadlar neden arena oluyor? Boğa mı güreştireceğiz? Gladyatör dövüştürüp kazananı özgür mü bırakacağız? Anlamadım. Türkiye Arenalar ile dolmuş. Her yerde Arena, Ali Sami Yen, İnönü. Atatürk, 19 Mayıs, 4 Eylül gitti stadyum isimlerinden, stadyum ile birlikte. Arena geldi, TT Arena, Vodafone Arena Samsun Arena, Buca Arena, Antalya Arena, Timsah Arena, Sivas Arena, Torku Arena.. İzmir Atatürk Stadı kullanılamıyor. Alsancak Stadı'nın durumu ise ortada, yeniden yapılacak, Arena yapmasalar bari.

Spartaküs HeykeliArena İspanyolca'da  kumla kaplı alan demektir. Boğa güreşleri arena'da yapılır. Ve gladyatörlerin dövüştüğü alanlara verilen isim arenadır. Kölelerden oluşan, sıkı eğitimlerden geçip toplumu eğlendirmek için kurban edilen insanlardır gladyatörler. Futbolcular ve gladyatörler birbirine benzer. Futbolcular için modern zamanın gladyatörleri derler. Gladyatör müsabakaları eski zamanlarda kralların, günümüzdeki futbol ise siyasilerin, yerel ve küresel güçlerin elini rahatlatma, halkın dikkatini çekerek, yaşanan olayları manipüle ederek aktarmak için kullandığı bir araçtır. 

Gladyatörlerin isyanı; Spartaküs Trakyalı bir köledir. Gladyatör okulundan 78 arkadaşıyla birlikte kaçıp Vezüv yanardağına giderler. Burada 300 kişilik bir ordu tarafından kuşatılırlar, Romalı askerleri şaşırtıp mağlup etmişlerdir. Spartaküs, köle ve yoksullardan oluşan ordusu ile yıllarca İtalya yarımadasında bağımsız bir şekilde var olmuş ve zamanın yöneticilerine sorun olmuştur. Kendilerine karşı gönderilen sayısız orduyu yenmiş ve Roma'nın yönetim sistemini sarsmıştır.

Stadyumlar arena olmuşken, Sistemi sarsacak "aklınızı başınıza alın, endüstrileşmeye karşı çıkın" diyecek futbolun Spartaküsleri nerede? 

Kaynak:Vikipedia




  
Share:

13.09.2016

Eylül

Eylül, yazın bitip sonbaharın başladığı anlamına gelen aydır. Yüreklerimizde, sonbahara geçmeden kışa geçtiğini de gördük.

Eylül ayı politik tarihimizde de önemli yer kazandı.

Dünya 1 Eylül'ü Barış Günü olarak kutluyor. Neden olan olay ise 1 Eylül 1939'da Nazi Almanya'sının İkinci Dünya Savaşını başlatması. 50 milyon ölüye, milyonlarca yaralıya neden olan bu savaşın başlangıç günü olan 1 Eylül, 1950 yılında "Dünya Barış Günü" olarak kutlanmaya başladı.


Eylül Kurtuluştur.
Eylül ayının ilk günleri İzmir'de kurtuluş günleridir.
9 Eylül 1922'de, İzmir düşman işgalinden kurtulmuştu. 9  Eylül aynı zamanda 1980 darbesinden sonra vatandaşlıktan çıkarılan Yılmaz Güney'in 1984 yılında hayatını kaybettiği gündür.

Amerika boş durmayı sevmez. 
11 Eylül 1973'te ABD'nin desteği ve onayı ile uluslararası tekeller ve emparyalist işbirlikçiler, marksist başkan Salvador Allende devrip, Genarel Pinochet'in iktidara getirmiştir. Dünyanın seçimle gelmiş ilk sosyalist hükümeti devrilmiş, yerine 17 yıl sürecek bir diktatörlük gelmiştir.
 11 Eylül 1973 radyodan halkına yaptığı konuşmada şunları söyledi. 
"Bu koşullarda, sözlerim sadece işçilere: Teslim olmayacağım! Bu tarihi dönemeçte, halka olan sadakatimin bedelini hayatımla ödeyeceğim...(Konuşma metninin tamamını buradan okuyabilirsiniz)...Yaşasın Şili! Çok yaşa halkım! Yaşasın işçiler!Bunlar benim son sözlerim, fedakarlığımın boşuna olmadığından eminim. Sonunda, en azından, suçu, alçaklığı ve ihaneti cezalandıracak bir ahlak dersi olacak."
Allende teslim ol çağrısını reddedip, intihar etti. (Not:İstanbul Ataşehir'de Atatürk ile Allende'nin yan yana heykeli vardır.)

Eylül, darağacına gidenlerin ayaklarına vurulan pranganın bir ülkeye vurulmasıdır.
Kurtuluş olduğu kadar faşizm'in ülkeye el koyduğu gündür.
12 Eylül, 1 milyon 683 bin kişinin fişlendiği, açılan 210 bin davada 230 bin kişinin yargılandığı, 7 bin kişi için idam cezası istenip, 517 kişiye idam cezası verildiği, 50 kişinin idamına neden olan zamanlardır. Yaşı büyültülüp asılan Erdal Eren'dir.12 Eylül netekimdir. Bir de Anayasa yapıldı halk'a saygılı ama içinde halk olmayan. 12 Eylül'ü. Aziz Nesin "bu ülkenin %92'si aptaldır" sözü darbe anayasasına evet diyenler içindir.
Murathan Mungan şiirlerinin birinde "Her ömrün bir eylülü vardır" diyordu. Aynen öyledir aslında. 12 Eylül sürecini ele alırsak; muhbir vatandaş rahat rahat yaşarken, ihbar edilen işkencelerden geçiyordu. İnsan birini işkenceye gönderdiğinde gece nasıl rahat uyuyabilir ki? Yarattığı karanlıktan nasıl korkmaz?
12 Eylül'ü lanetliyoruz. Zamanında lanetlemek lazımdı. Biz iyi biliriz, biz biliriz her haftada iki kere ülkece terörü lanetlemeyi en iyi biz biliriz. Lanetlemek hiçbir zaman işe yaramamış, terörü lanetliyoruz, lanetledik terör bitti mi? Biter mi?
36 yıl önce Kenan Evren vardı. Bugün 12 eylül ruhu iktidarda tutunmaya çalışıyor, biz yine tutunamayanlar'danız. 36 yıl önce yaş büyültüp asıyorlardı, bugün 14 yaşında çocuğu vurup haklı çıkabiliyorlar. Değişen bir şey yok ama başka bir dünya mümkün...


Oysa eylül biraz Mehmet Rauf'tur.
O doğa tasvirlerini, hüzünlü sonbahar günlerini kullanarak karakterlerin iç dünyalarını, psikolojilerini okuyuculara anlattığı kitaptır, Eylül.

Biraz Cemal Süreya'dır Eylül.
eylüldü.
dalından kopan yaprakların,
sararan yanlarına yazdım adını.
sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
ve hiç bilmedin ellerimin soğunu.
Biraz Turgut Uyar'dır Eylül
eylül toparlandı gitti işte
ekim falan da gider bu gidişle
tarihe gömülen koca koca atlar
tarihe gömülür o kadar
Eylül'de diğer onbir ay gibidir. Gözyaşları da vardır, kahkahalar da. Unutmayın, hayat itaat değil, isyandır!

Share:

11.09.2016

⋆RED! & RedHack

RedHack ve Anonymous hakkındaki soru işaretlerini ortadan kaldıran belgeselin temelini, siber-aktivizm  ve hacktivizm konuları oluşturuyor. Bu temeli ise Anonymous'un ve RedHack'in eylemleri oluşturuyor. Belgesel'de akademisyen, hukukçu, bilişimci ve siyasetçiler hacktivizm'in etik, hukuk ve siyasetle ilişkisini inceliyor. Filmi aşağıdan izleyebilirsiniz.


Tüzüklerine göre RedHack
 Red Hack Association çesitli milliyetlerden Türkiye ve Dünya proleteryasının ve ezilen halkların teknolojik alandaki saldırı, savunma, araştırma-inceleme ve geliştirme gücüdür. R.H.A. bilişim ve iletişim sektöründe calışan işçiler veya bu dalda uzman kişilerden oluşur. R.H.A’ya rehberlik eden, ezilen sınıf ve halkların ortak ideolojisinin bu alana yansımasıyla şekillenen REDHACK felsefesidir. Bu felsefe Marksist diyalektiğin, bu alanı yorumlamasından başka bir şey değildir.


  R.H.A. 1997 Mayısında kurulmuştur. Kuruluşundaki mantık ; « Marksizm dogma değil, bir eylem kılavuzudur » kuramına dayanmaktadır. Somut koşulların somut tahlili ilkesinden yola çıkan teknoloji sektörünün bilişim ve iletişim kollarında alın teri döken yoldaşlar tarafından Türkiye’de kurulmuştur. Eylemlerine yön verecek esas merkez Türkiye olmak üzere esas görevi Türkiye Devrimci Hareketine devrimin bu alanında, yardımcı olabilmek, Türkiye ve dünya proleteryasına ve de ezilen halklara bir nebze de olsa dayanışma gösterebilmektir. Bu düşünceyle yola çıkan R.H.A, dünyaya bakış anahtarı Diyalektik Materyalizmle, başta açık ve özgür kod olmak üzere birçok teknolojik yeniliği analiz ederek, bu alandaki savaşın yönteminin adını REDHACK olarak koymuş, REDHACK sentezine varmıştır. REDHACK felsefesi ; ezenle ezilenler arasındaki savaşın, gelişen teknolojik kulvarlarda ezilenler lehine kullanmasının, geliştirilmesinin adı ve mantığıdır.

RedHack eylemleri:
2012 yılında  Ankara Emniyet Müdürlüğünün sitesini çökerterek, ihbarları da içeren çok sayıda bilgi ve belge ele geçirdi. Daha sonra  emniyet'e ait polis yurdunun sitesini hackledi. İstanbul dışında çok sayıda şehrin bulunduğu, emniyete ait 350 siteyi işe yaramaz hale getirdi.
Radikal'e yaptıkları açıklamada ise şunlar yazıyordu.
“KESK’e yönelik polis şiddetini protesto etmek ve KESK’li emekçilere destek vermek istedik. Aynı zamanda RedHack tutuklanmalarında alınanların masum olduğunu göstermek, serbest bırakılmalarını istemek amacıyla bu büyük eylemi yaptık. Eylemimizi 30 Mart 1972'de özgür bir dünya kurmak amacıyla mücadele eden ve hunharca katledilen Mahir Çayan'a ithaf ediyoruz."
Aynı yıl İç İşleri Bakanlığı'nın "http://dosya.icisleri.gov.tr/dosyalar/" adresini hackleyerek kendi mesajını yayınlayan kızıl hackerların hedefinde İdris Naim Şahin vardı. "İmamın yeşil ordusuna karşı kızıl direniş" başlıklı mesajda şunları ifade etti.
Oynama sırası sende İdris! Eğer yatlara, katlara bizim ödediğimiz vergilerle biniyorsan, bizi sevdiğini ispatlamalısın... Hadi oyna, iki takla at inanalım. Böylesi bir cuma gününde bizi kırmazsın umarız. İçişleri Bakanlığı dosya sistemindeki tüm belge ve dosyaları yedekledik. Sen suçsuz insanları RedHack diye almaya devam edersen yayınlarız. Bakalım Sen mi oynayacaksın halk mı?Göreceğiz.
Polisinden de, özel savcısından da, interpol'ün'den, MİT'ine CIA'sına kadar sinmiyoruz, korkmuyoruz!
Diğer eylemleri ise şöyle:
2012'de
⋆ İnternet servis sağlayıcılarından TTNet'in yaklaşık 2 saat süreyle internet hizmetinin aksatılması. Bunun üzerine açıklama yapan TİB saldırıyı doğruladı fakat internet kesintisi olduğuna dair haberleri yalanladı.
⋆ Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın sistemine girerek bazı TSK personelinin bilgilerinin ifşa edilmesi.TSK bu haberi daha sonra "RedHack'in ele geçirdiğini iddia ettiği belgeler, güncelliğini yitirmiş bilgileri içeren, eski tarihli ve kişisel kullanıcılar tarafından oluşturulmuş belgelerdir." şeklinde yalanlamıştır.
⋆ Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Okul sütü-Akıl küpü" adıyla başlattığı süt dağıtım projesinin ilk gününde yüzlerce ilköğretim öğrencisinin zehirlenerek hastanelere kaldırılmasını protesto amacıyla 3 sut firmasının aynı gün hacklenme eylemi.
⋆ Anneler Günü nedeniyle "kadına yönelik şiddete" dikkat çekme amacıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın internet sitesinin hacklenerek, ana sayfasına bildiri konulma eylemi.
⋆ Türk Hava Yolları'nın internet sitesine greve destek amacıyla bir siber saldırı gerçekleştirildi. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım eylemi doğruladı fakat herhangi bir zararın meydana gelmediğini söyledi.
⋆ Dışişleri Bakanlığı’nın dosya paylaşım sitesinin hedef alınması. Saldırı sonucunda Türkiye'de çalışan pek çok yabancı diplomatın kimlik bilgilerinin Dropbox adlı site üzerinden yayınlanması.
⋆ Akıncı adlı grubun, RedHack'in eylemlerini destekleyen akademisyen ve gazetecilerin tehdit edilmesi üzerine Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün web sitesinden daha önce ele geçirdikleri 77 megabyte boyutundaki ihbarların bulunduğu txt dosyasının tamamının yayınlanması.
⋆ Cumhuriyet bayramında Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ana sayfasını hackleyerek hükümete ve Fethullah Gülen cemaatine yönelik bir dizi eleştirinin yayınlanması
⋆ Kamu İhale Kurumu (KİK)'e saldırarak AKP'yi 1 kuruşa ihaleye çıkarma eylemi
⋆ Maliye Bakanlığı sitesini hackleyerek memura "temsili olarak" zam yapılması eylemi.
tarihinde pedofili (çocuk tacizcileri) yakalatma ve hesaplarını kapatma eylemi
2013'de
⋆ Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) sitesini 2. kez hacklemek ve ele geçirdiği yolsuzluk belgelerini yayınlamak.
⋆ Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkındaki belgelerin yayınlanması
⋆ Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin sitesinin hacklenmesi
⋆ İsrail gizli servisi MOSSAD'ın sitesinin Anonymous grubu işbirliğinde çökertilmesi eylemi
⋆ Aralarında üst düzey bürokratların, hâkimlerin olduğu 32 bin İsrail çalışanının isimlerinin, ev ve e-mail adreslerinin ve diğer kimlik bilgilerinin açıklanması eylemi
⋆ İstanbul Valiliği'nin Taksim'de 1 Mayıs gösterilerine izin vermemesi ve göstericilere sert müdahalesi sebebiyle İstanbul Valiliği'nin resmi sitesinin hacklenmesi ve ana sayfasına Vali Mutlu'ya protesto notu bırakılması eylemi
⋆ Hatay Reyhanlı'da yaşanan patlama sonrasında ulusal yas ilan edilmesini isteyerek Hatay Valiliğinin sitesinin çökertilmesi
⋆ Reyhanlı Patlamasıyla ilgili Askeri İstihbarat Belgelerinin yayınlanması
⋆ Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış'ın bazı mail yazışmalarının yayınlanması
⋆ Taksim Gezi Parkı yıkımını protesto amaçlı Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü web sitesinin hacklenmesi
⋆ Taksim Gezi Parkı yıkımını protesto amaçlı "Hak yersen hack yersin" sloganıyla Gaziantep Büyükşehir Belediyesi web sitesinin hacklenmesi
⋆ Gezi Parkı eylemlerinde milletvekillerinin duyarsızlığını gerekçe göstererek milletvekili ve eşlerinin cep ve ev telefon numaralarının yayınlaması eylemi
⋆ Gezi Parkı protestolarında polisin sert tutum göstermesi gerekçe gösterilerek İstanbul ili emniyet müdürlerinin cep telefonlarının yayınlanması eylemi
⋆ Tarım Bakanı ve iş adamları arasında yapılan toplantı kaydının yayınlanması eylemi
⋆ İstanbul İl Özel İdaresi'nin web sayfasının hacklenmesi ve kullanıcı bilgilerinin twitter'da yayınlanarak sistemde takipçileriyle birlikte değişiklikler yapılması eylemi
⋆ Sivas İl Özel İdaresi'nin Sivas Katliamını anmak maksadıyla web sayfasının hacklenmesi ve erişimin tamamen kapatılması.
⋆ Diyanet İşleri Başkanlığının web sayfasının hacklenmesi ve kullanıcı bilgilerinin twitter'da yayınlanarak sistemde takipçileriyle birlikte değisiklik yapılması eylemi
⋆ ASKİ Adana Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi'nin hacklenmesi ve kullanıcı bilgilerinin twitter'da yayınlanarak sistemde takipçileriyle birlikte değişiklikler yapılması eylemi.
⋆ Türkiye Kamu İşletmeleri Birliği web sitesinin hacklenmesi ve bayram mesajı bırakılması eylemi.
2014'de
⋆ Türkiye Büyük Millet Meclisinin web sitesinin hacklenmesi eylemi.
2016'da
⋆ Çanakkale Belediyesi'nin SMS sistemi hacklendi.

RedHack hakkında merak edilenler
SORU: Devlet tarafindan Yakalanmaktan korkmuyormusunuz?

CEVAP: Yaptigimiz i$in bilincindeyiz. Devletten korkmadigimiz gibi yakalanmaktanda korkmayiz. Bu devlet ne Turk halkinin ne Kurt halkinin nede ba$ka bir halkin devletidir. Zenginlerin cikarlarini gozeten adaletsizliklerin uzerine oturmu$ bir devletir ve bu devletin bizim devletimiz olmadigi aciktir. Ve biz onlara kar$i, bu adaletsizlikleri bitirmek icin her platformda mucadele etmekteyizsava$maktayiz.. Onlarda, hukumlerinin surmesi icin her platformda bizlere, ezilen halklara acimasizca saldirmaktadirlar.

Kaynak: Vikipedia, Radikal

Share:

9.09.2016

9 Eylül - İzmir'in Kurtuluşu

Ders kitaplarında "Yunan İzmir'de denize döküldü" diye kısaca anlatılan günün 94. yıl dönümü.

7 Mayıs 1919'da İngiltere, Fransa ve ABD Yunan donanmasının İzmir'e gönderilmesine karar verdiler. 15 Mayıs 1919'da Gücünü Fransa ve İngiltere'den alan Yunan ordusu İzmir'i İşgal etti.
Aynı gün işgal ile birlikte direniş başlamış oldu.

Aziz Nesin "Borçlu Olduklarımız" isimli kitabında Albay Süleyman Fethi Bey'in hikayesine de yer verir. Hikaye şöyledir:

...
1919 yılının 15 Mayıs'ı; işte o kara gün Yunan ordusu İzmir'i işgal etmişti. Albay Fethi Bey, hergünkü gibi o sabah da, İzmir'in Karantina denilen semtindeki evinden çıkıp işine gitmek için hazırlanmaktaydı. Eşi Edibe Hanım, düşmanın İzmir'i işgal ettiği böyle bir günde askerlik şubesine gitmemesi, bir süre evinde kalıp durumu gözlemlemesi için rica etmekteydi. Fethi Bey'in, eşi Edibe Hanım'a cevabı kısa olmuştu:
— Ben askerim! İşime böyle bir günde gitmezsem, başka ne zaman gideceğim!
Fethi Bey evinden çıktı. Görevi başına gitti. Masasına daha yeni oturmuştu ki, başlarında iki Yunan subayı bulunan erler içeri girdi. Yunanlı subaylardan biri Fethi Bey'e, esir olduğunu söyledi. Fethi Bey, İzmir işgal edildiğine, savaş da olmadığına göre, esir olamayacağını söyledi. Ama Yunanlı subaylara söz anlatmanın olanağı yoktu Fethi Bey'i zorla odasından çıkardılar. Silahlı Yunan erleri arasından yürüterek Kordon denilen rıhtım yolundan geçirdiler; Pasaport denilen yere getirdiler. Pasaport'un rıhtım boyunda esir diye getirdikleri başka Türk subaylarını da tek sıra olarak yanyana dizmişlerdi. Fethi Bey'i bu sıranın başına koydular. Efzun denilen özel kılıkta giyimli Yunanlı erler de rıhtım boyuna dizilmişlerdi. Yunan savaş gemileri limandaydı. Kıyıya asker çıkaran Yunan gemileri rıhtıma yanaşmıştı.
İşgalden sevinç duyan yerli Rumlar alanı doldurmuş, bayram havası yaşıyorlardı. Kimi Rumlar da yapıların damlarına, çatılarına çıkmışlardı. Balkonları, terasları doldurmuşlardı. Sevinç çığlıkları atıyorlardı.
Bir Yunan subayı, yanında bir Efzun eriyle, tek sıra dizilmiş olan Türk subaylarından biri önünde duruyor, onlara kollarını yana kaldırtıp indirterek "Zito Venizelos!" yani "Yaşasın Venizelos!" diye bağırmalarını söylüyordu.
Venizelos, o zamanki Yunanistan'ın başbakanıydı. "Zito Venizelos!" diye bağırttıktan sonra Türk subaylarına bir de kollarını yana kaldırtıp indirtmesinin hiçbir anlamı yoktu elbet. Ama aşağılamak, küçültmek için Türk subaylarına böyle yaptırıyorlardı. "Zito Venizelos!" diye bağırtan Yunan subayının yanındaki Efzun erinin elinde süngü takılmış tüfek vardı. Söylenileni yapmayan, karşı gelen Türk subayı olursa Efzun eri onu süngüleyecekti.
Yunan subayının karşısına geldiği her Türk subayı, kollarını yana kaldırıp indirerek "Zito Venizelos!" dedikçe, yapıların damlarındaki, çatılarındaki, evlerin balkonlarındaki Rumlar, alanı dolduranlar alay ederek kahkahalar savuruyorlardı.
"Zito Venizelos!" diye bağırtılan bu Türk subayları, sonradan bir yolunu bulup Anadolu içlerine geçecek, işgalci Yunan ordusuyla çarpışacak ve bu üzünçlü anının acısını onlardan çıkaracaktı. Ama şimdi "Zito Venizelos!" diye bağırmak zorundaydılar. Çünkü karşılarında, süngüsünün ucunu göğüslerine dayamış Efzun eri duruyordu. Her "Zito Venizelos!" diye bağıran Türk subayının düşmana olan hıncı daha da bileniyordu.
Yunan subayı sırayla gele gele Albay Fethi Bey'in karşısına gelmişti. Fethi Bey, Yunan subayının dediğini yapmıyordu. Ne kollarını yana kaldırıp indiriyor, ne de "Zito Venizelos!" diye bağırıyordu. Bakışlarını karşısındaki Yunan subayına dikmiş, ateş saçan gözlerini kırpmadan dimdik bakıyordu. Yunan subayı buyruğunu birkaç kez yineledi. Fethi Bey'e "Zito Venizelos!" dedirtmek için birkaç kez boşuna bağırdı. Fethi Bey sanki onu duymuyordu, kayadan bir yontu gibi dimdikti.
Yunan subayı ummadığı bu direniş karşısında öyle kızmıştı ki, o kızgınlıkla birden elini uzatıp, Fethi Bey'in omuzlarındaki albaylık apoletlerini sökmek istedi. Fethi Bey, Yunan subayının elini şiddetle iterek,
— Onları sen takmadın ki sen sökesin! diye bağırdı.
Yunan subayı, Zito Venizelos, demesi için son bikez daha Fethi Bey'e bağırdı. Fethi Bey oralı değildi. Yunan subayı, yanındaki Yunan erine komut verdi. Efzun eri, Fethi Bey'in göğsüne dayalı süngüsünü hızla itti. Süngü albayın göğsüne saplanmıştı. Süngünün açtığı yaradan kan fışkırıyordu. Ama albay Fethi Bey'in yüz kaslarında en küçük bir kıpırtı, bir acı belirtisi yoktu. Yine öylece dimdik duruyordu. Efzun eri, Türk albayını süngülerken, alanı doldurmuş ve damlarda, çatılarda, balkonlarda, pencerelerde toplanmış Rumlar'ın çığlıkları göklere yükseliyordu.
Efzun eri, kanlı süngüsünü Albay'ın göğsünden çekti. Yunan subayıyla birlikte, sırada bir sonraki Türk subayının karşısına geçti. Sıradaki her Türk subayına, Yunan subayı isteğini yaptırttı. Sıradaki Türk subayları bitince, Yunan subayıyla Efzun eri yeniden sıranın üst başına geçtiler. Sırayla gele gele yine albay Fethi Bey'in karşısına geldiler. Yunan subayının sözlerini İzmirli bir Rum, Türkçe'ye çevirdi:
— Kollarını yana açıp indirirken Zito Venizelos, diye bağıracaksın!
Fethi Bey'de yine ne ses, ne bir kıpırtı vardı. Yunan subayı bikez daha yanındaki Efzun erine komut verdi. Efzun eri, ikinci kez Fethi Bey'i süngüledi. Fışkıran kanlardan Fethi Bey'in giysisi kan içinde kalmıştı. Yerli Rumlar'ın bağrışmalarından, haykırışmalarından yer-gök inliyordu.
Yunan subayı ve elinde kanlı süngüsüyle Efzun eri. Fethi Bey'den sonraki Türk subayının karşısına gittiler. Bikez daha bütün sırayı dolaşıp Türk subaylarına istediklerini yaptırdılar. Gele gele üçüncü kez Albay Fethi Bey'in karşısına gelmişlerdi. Ama bu kez, alanı dolduranların bağrışmaları, sövgü haykırışmaları, kahkahaları, homurtuları, uğultuları birdenbire kesilmişti. Onca kalabalık sanki birden donup kalmıştı. Kimseden ses soluk çıkmıyordu. Ordaki binlerce Rum merak içindeydi: Türk albayı üçüncü kez de direnecek mi, yoksa ölüm korkusuyla "Zito Venizelos!" diye bağıracak mıydı? Sonunda süngü zoruyla Türk albayı amana gelecek miydi? Kimseden çıt çıkmıyordu. Görünmez bir taş kesilmiş o sessizlik içinde Yunan subayının sözleri ve bir yerli Rum'un çevirisi alanın her yanından duyuluyordu:
— Kollarını kaldırıp indirirken Zito Venizelos diye bağıracaksın!
İki kama ucu gibi parlayan gözlerini Yunan subayına dikmiş olan Fethi Bey'in dudakları bile kıpırdamıyordu. Üçüncü kez süngülenmeyi göze almış, yine direnmişti. Yunan subayının buyruğuyla Efzun eri, Fethi Bey'i üçüncü kez süngüledi; bu kez süngüsünü daha hınçlı, daha hızlı dürtmüştü. Fethi Bey'den yine ses çıkmadı, ama alanı dolduran insanlardan birden bir uğultu yükseldi; şaşkınlık mırıltılarının oluşturduğu bir uğultuydu.
Tam yirmiiki kez... Evet, yirmiiki kez Yunan subayı, albay Fethi Bey'in karşısına dikilip, O'nu "Zito Venizelos!"diye bağırtmaya zorladı. Hayır! Fethi Bey sesini bile çıkarmadı. Yirmiiki kez süngülendi. Süngülenirken gözünü bile kırpmıyordu. Yalnız her süngülenişinde daha çok kan yitirdiği için yüzü daha çok soluyor, ak donuk bir renk alıyordu. Yaralarından akan kanlar, ayaklarının dibinde gölleniyordu. Süngüleye süngüleye bile Üsküdarlı Albay Süleyman Fethi Bey'e "Zito Venizelos!" dedirtemediler. Ama yaralarından çok kan yitiren Türk albayının gücü gittikçe azalmaktaydı. Ayakta zor durabildiği belliydi. Yirmiiki yarasından kan akarken, yine de düşmanının karşısında dimdik durabilmek için insanüstü bir çabayla son gücünü harcıyordu. Kanı çekilen yüzü, dudakları aka kesmişti. Yunan subayı yirmiikinci kez haykırdı. Yerli Rum, O'nun sözlerini yine çevirdi:
— Zito Venizelos, diye bağıracaksın!
Hayır, Fethi Bey yine bağırmadı. Efzun eri, subayının buyruğuyla Fethi Bey'i yirmiikinci kez süngüledi. Artık ayakta durmaya direnci kalmamıştı, Fethi Bey ayaklarının dibinde göllenmiş kanının üstüne düştü, oraya yığıldı.
Eşi Edibe Hanım, yakınları, İzmir'i işgal eden Yunan birliği komutanından, Albay Fethi Bey'i kendilerine vermelerini istediler. Ama Yunan komutanı, yaralı Türk albayını vermedi. Fethi Bey'in yakın dostu Ali Şefik Bey, İzmir'deki Fransız Başkonsolosluğuma başvurdu. Ancak Fransız Başkonsolosu'nun yardım ve aracılığıyla Fethi Bey Yunanlılar'ın elinden alınabildi.
Ölmek üzere olan Fethi Bey hastaneye yatırıldı. Bütün gece başucunda bir Türk hemşiresi bekledi.
1919 yılının 15 Mayısı'nı 16 Mayıs'a bağlayan gece, sabaha karşı, Fethi Bey,
— Makamımı görüyorum! diye inledi.
Bu, O'nün son sözü oldu.
Şehit Üsküdarlı Albay Süleyman Fethi Bey'in na'şı, dostu Ali Şefik Bey'in Küçük Fettan Sokağı'ndaki evine getirildi. Evde büyük bir masanın üstüne konuldu. Kadınlı erkekli ev insanları, sabaha dek, Şehit Albay'ın başında saygı nöbeti tuttular. Ertesi gün Şehit Albay Fethi Bey için çok büyük bir cenaze töreni düzenlendi; öyle ki bütün Türk İzmir halkı ayağa kalkmıştı, yer yerinden oynadı. İşgalciler bile bu coşkulu saygı gösterisini önleyememişti.
Fethi Bey, İzmir'deki Mevlevi tekkesinin mezarlığına gömüldü. Süngü yaralarıyla delikdeşik olmuş kanlı albaylık giysisi de sonradan askeri müzeye verildi.
Fethi Bey'e çok yalın bir mezar yapıldı. Mezar taşına kabartma bir kılıç ve bir kalpak resmi yontuldu; kılıç altın yaldızla yaldızlandı.
Üsküdarlı Kurmay Albay Süleyman Fethi Bey'in ancak destan kahramanlarına yaraşır bir yiğitlikle direnmesi yüzünden şehit edilişi, dost düşman herkeste büyük bir saygı uyandırmıştır. O'nun ölümü göze alarak yiğitçe direnişi karşısında düşmanları bile saygı duymuşlardır. İzmir'e, resmi yada özel bir nedenle gelen yabancı askerler, eski komutanlar bugün bile Albay Fethi Bey'in mezarını ziyaret eder, O'nun büyük yurtseverliği karşısında saygıyla eğilirler.
Aziz Nesin
İzmir işgal edildiğinde "Yaşasın Venizelos!" diyenler de vardı süngülenenler de. İzmir'in Kurtuluşunu, Anadolu'nun kurtuluşunu, Cumhuriyetin kuruluşunu 19 Mayıs'ta Samsun'a çıkanlara, Boyun eğmeyenlere, halk savaşına katılanlara borçluyuz. İzmir'in Kurtuluşu kutlu olsun.
Share:

1.09.2016

Dünya Barış Günü

Bugün Dünya Barış Günü, bize, tüm insanlığa en çok lazım olan şey barış, sadece ülkem için değil üstelik bütün insanlık için gerekli bir gün. Dünyanın belli coğrafyaları barıştan çok uzaksa ve güvenlik nedeniyle barış günü kutlamaları yasaklanıyorsa ve insanlar yurtlarından edilip, denizde ölüyorlarsa, yani ege denizi kan denizine dönüyorsa ve insanlar savaştan kaçıp denizde yakınımızda ölüyorlarsa barış gereklidir.

Barış bekleyerek gelmez, bir şeyler yapmak, mücadele etmek gerekir. Barış, bir devlet bir başka devlete getiremez. Bunu Amerika'nın Irak'a getirdiği demokrasi ve barıştan biliyoruz. Savaşları çıkaranlar, terörü yaratanların her kim olurlarsa olsunlar(devletler, dinler, politikalar, politikacılar, sermaye, çıkarlar,...,vs.)kanlı politikalarını reddediyorum. Barışı yaratacak olanlar barış için mücadele edenlerdir. İnsanlar korkularını bir kenara bırakıp, barış için mücadele etmeye başladıklarında, barışın yalnızca tüm dünya insanlarının birleşerek seslerini yükselttiklerinde kazanabileceğine inanıp mücadele ettiklerinde dünya daha yaşanabilir bir yer olacaktır.


31 Ağustos gecesi, daha önceki yazımda belirttiğim "Barış İçin Ege'nin İki Yakasından Ezgilerimizi Yükseltiyoruz" isimli Konak Belediyesi'nin düzenlediği etkinlikteydim. Etkinlik kapsamında önce Midilli'den gelen Karşı Kıyının Işıkları isimli grup sahne aldı. Karşı Kıyının Işıkları grubu Nazım Hikmet şiirlerinden oluşan bir albüm hazırlığı içindeymiş.Bize yabancı olmayan ezgileri dinledik. Farklı olan tek şey konuştuğumuz dildi. Birbirimizi anlamak için aynı dili konuşmamız gerekmez. Bildiğimiz şarkıları da çaldılar "Yiğidim Aslanım" gibi, tabi şarkının rumca sözleri bir annenin ölen oğlu için yazmış olduğu ağıtı ifade ediyormuş. Bizde ise bu şarkı bildiğiniz gibi Nazım Hikmet için yazılmıştır. Ezgilerimiz bile acılarımızı anlatıyorken ve acılarımız bu kadar göz önündeyken, Türkiye Cumhuriyetin'de yaşayanlar olarak hala birbirimize acı çektiriyorsak hatanın büyüğü bizde.
Konak belediye başkanı çok kısa bir konuşma yaptı. Bir siyasiden dinlediğim en kısa konuşmaydı, aynı zamanda en anlamlı konuşma. Ardından sahneye Barış Atay çıktı ve şiir okudu. Şiiri bitince barış'ın nasıl geleceği ve nasıl gelmesi gerektiği hakkında düşüncelerini paylaştı, biz çimlerde oturan izleyicileriyle. Ve sahneyi Suavi'ye bıraktı. Önce Midilli'den gelen gruple bri parçayı beraber seslendirdiler. Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Vedat Türkali anısına, şiirinden bestelenmiş olan Bekle Bizi İstanbul'u seslendirdi. Benzersiz Sesiyle o güzel şarkıların seslendirirken aramızda kimler yoktu ki? Mustafa Kemal'den Che'ye, Pir Sultan'dan Nazım'a, Tuncel Kurtiz''den Sabahattin Ali'ye bütün yitirdiklerimiz eserleriyle aramızdaydı.

Barışa yakışan bir geceydi, ama barış yoktu.

Share:

31.08.2016

Kitap - Yenileceksiniz Bay Faşist - Emre Genç


Bu kitap başkaldırı, orantısız zeka, bazı istatistikler, çapulcu ve biraz da mizah içerir. Okurken "kısa süre önce bunların hepsi olmuştu, bir çoğunu nasıl oldu da unutmuşum" dedim.

İçinde AVM sevdasından kronolojiye, çarşı'dan kırmızı fularlı kız'a, medya ve sosyal medyadan sanatın gaza gelmesine bir çok başlık altında yazılar yer alıyor. Kısaca dünya ticaret örgütü protestoları, 21.yy isyanları olan ekoloji ve kent ayaklanmaları ile ilgili yazılarda var.

Bu kitap bize meydanlardan soru sorup, cevabı dinlemeden şiddet emri veren yöneticilere, insanlar ölürken şiddeti mazur  görenlere yazılı bir cevap niteliğinde.

Kitaptan kısa birkaç alıntı:

Başbakan: "Bunlar 28 Şubat'ta neredeydiler?
Çapulcu : Hani "isyan" günahtı? 28 Şubat'ta neden sokağa çıkmadınız diye hesap mı soruyorsunuz şimdi? Kimse size böyle hesap vermek zorunda değil. Yine de söyleyelim: Çoğumuz oyun oynuyorduk. Gezinin mimarlarının çoğu 28 Şubat'ta çocuktu. Biz size bir şeyler sorsak? 78 Maraş kıyımında, 93 Madımak yangınında, 2000 "Hayata Dönüş" katliamında neredeydiniz? 77 1 Mayıs'ında işçiler taranırken, Lice yakılırken, Gazi'de emekçi halk kurşunlanırken, bir halk asit kuyularında eritilirken neredeydiniz? Siz nerede olursanız olun, biliyoruz ki "fikriniz iktidardaydı". Ve biz ne 12 Eylül özentisi 28 Şubatçıların fikrini, ne de sizin iktidarınızı sevebildik. Kaldı ki, sizi birbirinizden ayrı da görmüyoruz. Bizim nazarımızda babanın mirasını paylaşamayan fikir kardeşlerisiniz.
*** 
Başbakan: "Ben milletin hizmetkârıyım, ama siz diktatör diyorsanız, ne diyeyim?
Çapulcu : 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğünün kurumlarına dokunmadan, yasama, yürütme ve yargıyı kontrol altına alarak, tek adam kafasıyla ülke yönetene ne denir? Hizmetkâr denmeyeceği kesin. Diktatörü de kabul etmeyeceğimiz kesin. Siz emekçi halka hiçbir zaman hizmet etmediniz. Hizmetiniz yerli-yabancı sermaye, inşaat, rant, faiz lobisine yönelikti. Kaldı ki milletin vicdanı hizmetkâr olmanızdan yana da değil. Halkın verdiği yetkiyi kullanırken demokrasiyi, insan haklarını ve adaleti gözeten bir lider olmanız, yeterli.
Sizin ne diyeceğinize gelirsek... "Diktatörlük hevesim yüzünden size çok acılar çektirdim, özür dilerim halkım" diyerek başlayabilirsiniz. 

Kitapta kronolojik olarak 27 Mayıs olayların başladığı günden, 11 Mart'a yani Berkin Elvan'ın öldüğü güne kardar gün gün nelerin yaşandığı yazıyor. Ve yazar sadece başbakanın meydanlardaki söylemlerine cevap vermemekle kalmıyor, polis gaz bombaları ve tazyikli sulara kattığı asitlerle halkı zehirlerken, akıl almaz açıklamalar yapan avanesine de oscar dağıtıyor. Oscar Ödüllerine bir bakalım. Hangi dalda kim ne almış.

Drama(Bülent Arınç) : "İstanbul'un en saygın iki ailesinin nikâhı var. En seçkin davetlileri katılmış. Dışarıda protesto yapılıyor! Onları rahatsız etmeye kimin hakkı var?
Trajedi(Şamil Tayyar) : "Şunu bilin, Erdoğan diktatör olsaydı Taksim "Dersim" olur, mezar taşına hasret giderdiniz"
Komedi(Melih Gökçek) : "Vallahi sizi bir kaşık suda boğarız ama dua edin ki biz demokrasiye inanıyoruz. Bizde kaba kuvvet ve eşkiyalık yok."
Korku(Fatih Altaylı) : "Evet programda -başbakanın önünde- eğildim, bir canı kurtarmak için secde bile ederim.
Bilim-Kurgu(Hüseyin Çelik) : "Erdoğan gibi, konuşulanları dikkate alan çok az lider vardır. Türkiye diktatörlük olmadığı için bu eylemler yapılıyor. Gençler eve gitmeli, kötü niyetlileri güvenlik güçleriyle baş başa bırakmalıdır."

Yitirdiklerimiz kısmında ise Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Berkin Elvan ve atılan gazlar yüzünden kalp krizi geçirerek hayatlarını kaybeden Serdar Kadakal, Zeynep Eryaşar, ve geziye katılmamasına rağmen kullanılan biber gazı nedeniyle kalp krizi geçirerek haytını kaybeden Selim Önder hakkında yazılar, yakınlarıyla yapılan röportajlar var.

Araştırma, siyasi tarih kitaplarını seven herkese okumasını tavsiye ederim.

"...Saraylar saltanatlar çöker
kan susar bir gün
zulüm biter.
Menekşeler de açılır üstümüzde
leylaklar da güler.
Bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler...

Şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yine yağacak kıvamda.
Ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda,
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler,
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler,
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek,
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!"
Adnan Yücel
Share:

Barış İçin Ege'nin İki Yakasından Ezgilerimizi Yükseltiyoruz

Dün 30 Ağustos'tu ve ben kutlama yazısı yazmadım. O yüzden sadece 30 Ağustosları, 29 Ekimleri coşkuyla kutladığımız güzel günleri görmeyi diliyorum.

Bugün İzmir'de güzel bir etkinlik var. Konak Belediyesi, 1 Eylül Dünya Barış günü nedeniyle "Barış İçin Ege'nin İki Yakasından Ezgilerimizi Yükseltiyoruz" isimli bir etkinlik düzenliyor. Gündoğdu meydanında Bu akşam 20:30'da başlayacak etkinlikte Midilli'den Grup Karşıdaki Işıklar ve Suavi birlikte sahne alacak. "Barış İçin Ege'nin İki Yakasından Ezgilerimizi Yükseltiyoruz" sloganıyla duyurulan etkinliği sunumunu ise Barış Atay yapacak. İzmir'de yaşıyorsanız ya da bir sebebten ötürü İzmir'e geldiyseniz bu etkinliğe bir uğrayın.

İzmir'in diğer belediyelerinden'de böyle etkinlikler bekliyoruz.
Share:

Copyright © Bir İzmirlinin Kaleminden | Powered by Blogger
Design by SimpleWpThemes | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com